Geçtiğimiz haftalarda her zamanki gibi dışarıda koşmaya devam ettim. Sabahın erken saatlerinde ya da akşam geç saatlerde koşsam da havanın ısınmasıyla, yüzüme vuran sıcak miktarında ciddi fark olduğunu hissettim. Koşarken çoğumuzun aklına sıcaklarda su içmek gelir. Ama ben su içmenin dışında, başka temel bir ihtiyacım var diye düşünmeye başladım. Son zamanlarda artan sıcaklıklarla, koşarken ya da en azından bir yerden bir yere yürümek için bile en çok ihtiyaç duyduğum şey bu dedim kendi kendime.

Düşününce, koşarken vücudumuzun oldukça fazla suya ihtiyacı var. Ancak, daha genel bir bakış açısıyla bakarsak, bu yıl barajlara düşen yağış miktarı azaldı ve ciddi kuraklık yaşandığı söyleniyor. Şu anda su kesintisine giden bir su sıkıntımız yok ama bu şekilde devam ederse, kaynaklarımız kuruyacak ve çölleşme yolunda giden bir ülke haline geleceğiz. Aslında suyumuzun azalmasının da en temelinde başka bir neden var: Betonlaşan bir ülke olmamız ve bunun için ne yazık ki AĞAÇLARIMIZI kesmemiz. İşte bence, yaz koşularının en önemli unsurlarından biri bu iki şey: Ağaçlarımız ve Gölgeleri.

2014-07-06 10

Kathleen W. Wolf’un 2008’de kaleme aldığı bir yazıya göre, şehirlerde ağaç sayısı arttıkça insanların yürüme sıklığı da artıyor. Varılacak olan noktaya giden güzergâhta ağaç bulunması, insanların kısa mesafeleri, araba ile gitmek yerine, yürüyerek gitmesi için iyi bir neden oluyor. Bu bilgiyi de düşünürsek, giderek obez bir ülke olmamızı hiç de yadırgamamız gerek. Türk Obezite Araştırma Derneği ’nin 13bin kişi ile yaptığı son araştırma ise ülkeminiz içinde bulunduğu tehlikeyi gösteriyor. Ülkemizin %39’u fazla kilolu ve %29’u obez. Farklı bölgelerde yapılan bu araştırma, yeme alışkanlıklarımız kadar hareket etme alışkanlıklarımızı da gösteriyor. Kötü besleniyoruz ve hareketsiziz. Kötü beslenmemize çözüm bulabiliriz ama dışarı çıkmak, hareket etmek için giderek yaşam kaynaklarımızı tüketiyor ve betonlaşıyoruz.

2014-06-12 07.41.01

Çoğu şehirde olduğu gibi, Ankara da giderek betonlaşan bir şehir. Bir tarafta ormanlar yok ediliyorken, bir tarafta 3 milyon ağaç dikildi deniliyor. Ancak, görünürde Ankara bir yeşil değil, gri bir kent haline geldi. 2013 Ekim ayında ODTÜ’nün ormanı yok edilip, içinden yol geçirilirken, “O ağaçlar başka yere taşındı” ya da “yerine ağaç dikildi” denildi. Büyük ihtimalle o ağaçlardan bir kaçı da refüjlerde ve susuzluktan kurumaya yüz tutmuş çam ağaçları. Kaldı ki, ben o ağaçların gölgesinden faydalanmıyorum. O zamanlarda, ODTÜ Rektörü de “Ağaç dikmek ile yeşil alan yaratmak arasında fark var” demişti. Ne kadar doğru! 3 milyon ağacın dikildiği Ankara bu kadar gri gözükmemeli.

2014-06-25 19.06.12 HDR

Bu anlamda, yakın zamanda gidip koştuğumuz Dikmen Vadisi güzel bir örnek. Araçların giremediği, kısa parkurların bulunduğu bu alanda, ağaç sayısı da gölge miktarı da yeterli. Ancak, büyük bir yüz ölçümüne sahip şehrimde, böyle alanlarının sayısının bir elin parmağı kadar olmasını, üstelik de Dikmen Vadisi’ne giden Çetin Emeç Bulvarı’nda, yayaların yürüdüğü alandaki ağaç sayısını da sorguluyorum.

2014-07-09 19.45

ODTÜ Kampusu her ne kadar nispeten daha ağaçlı olsa da, hala yeni ağaçlara ihtiyacımız var. Özellikle yapılaşmaya devam eden TeknoPark tarafındaki yolların kenarları çorak ve bol gölgeye ihtiyacı var. Bu noktada, ODTÜ yönetiminin “ODTÜ’de geçirdiğin her yıl için bir ağaç” kampanyası çok anlamlı. Ankara’nın en temel ormanlarından biri olan ODTÜ ormanı güçlenmeli ve Ankara’ya oksijen sağlamaya devam etmeli. Duyarlı olup, çevremizdeki ağaçları korumaya ve gerekiyorsa yenilerini dikmeye devam etmeliyiz. Yoksa kuruyan derelerimiz, yağmayan yağmurlarımızla gri ve hareketsiz bir ülke olmaya devam ederiz. Sonuç olarak, ben şehirde ya da ODTÜ’de koşarken, yürürken en çok ağaç gölgesine ihtiyaç duyuyorum.

Bol oksijenli, gölgeli ve sağlıklı koşular!

(Tüm görseller Koşu Kadını’na aittir)
Reklamlar