Koşu Kadını sayfasında çoğu zaman kişisel deneyimlerimi paylaştım ama İznik Dağ Maratonu’nu koşan Betül, yaşadıklarını yazdı; bana da paylaşmak düştü! Keyifle! (Armağan)

Bir İznik Ultra Macerası

Başlangıç
Sene 2014 yani geçen sene iki arkadaşımın ‘İznik Ultra da Dağ maratonu koşacağız .’ demesiyle başladı aslında İznik maceramız. Hacettepe Üniversitesi Mağaracılık Topluluğu (HÜMAK) tan arkadaşım Yağmur’la ‘madem koşamıyoruz biz de gönüllü olalım.’ diyerek dâhil olduk ucundan. Sonrasında da Armağan (nam-ı değer Koşu Kadını) katıldı gönüllülük ortaklığına. Bir perşembe akşamı düştük yollara. Gönüllü olmanın, bir organizasyonun görünmeyen yüzünde çalışan insanların, günlerce azıcık uykuyla hatta bazen de hiç uyumadan sürekli koşturmak durumunda olduğuna tanık olduk, hatta koşturduk. Herkesin heyecanına, başarısına, mutluluğuna ortak olduk.

Yarışlar bitip Ankara’ya dönüşe geçerken ‘burada koşsaydık daha az yoruluruz .’ diyorduk. Zaman geçtikçe İznik’te koşma fikri düşüncede kalmaktan çıkıp gerçek olmaya başladı. Koşuyla tanışmamı sağlayan Ahmet’le dağ maratonu başvuruları yaptık, kalacak yerler taaa Kasım ayında ayarladık ki, siz de katılacaksanız geç kalmayın yer kalmama olasılığı çok fazla.

Hazırlık
Sanırım işin en kolay kısmı “koşacağım” deyip kayıt yaptırmak. Asıl zor olan ve emek, fedakârlık isteyen hazırlanma ve antreman aşamaları.

Patika demek yalnızlık demek, patika demek bir ormanın ortasında elin kolun bağlı olmak demek, köpek demek, korku demek benim için, ama bir yandan da özgürlük demek, nefes almak demek, kendini tanımak demek, korksan da kararlılıkla o adımı atmak demek, yalnızlık demek… Ama koşu hayatımın başından bu ana kadar destek olan arkadaşlarım sayesinde yalnızlık olmaktan çıktı. Onlar olmasa bunları yapamazdım.

Antremanları, hafta içleri iş çıkışı hava karardığı için patikaya çıkmak zor oluyordu. Bu nedenle çoğu zaman Hacettepe ya da ODTÜ kampüsü içinde 15-17K arası asfalt koşusu, hafta sonları ise çoğu zaman yine Hümak’tan arkadaşımla beraber patikalara çıkıyorduk.

Sağ olsun Ankara bu sene her hafta sonu yağmurlu, bol çamurlu, üşümeli, ıslanmalı antremanlar verdi bize. Karda, buzda, yağmurda birbirimize destek ola ola yılmadan koştuk.

Antreman amaçlı 4 kişi 15 Şubat’ta İstanbul’da yine Macera Akademisi’nin düzenlediği Geyik Koşularına katıldık. 28 K’yı güle oynaya hiç koşmadığım kadar keyifli olarak bitirdim. Çamurlarda yuvarlandım, koşarken çok tatlı insanlarla tanıştım, çamur deryasında ayakkabısını kaybedenler gördüm, Ankara’nın bozkırından sonra kocaman orman içinde koşmak, karşına birden çıkan göle şaşırmakla geçti gitti su gibi 28K.

IMG_4820

Geyik koşusu sonucunda kendime olan güvenim biraz arttı. 28K boyunca toplam yükseklik kazanımı 800 metreydi. İznik’teki 1400metrelik kazanımın yanında azdı ama olsun. İznik’i bitirebileceğime inanmaya başlamıştım yarış bittiğinde olan enerjimi görerek.

Daha yapılacak çok antreman, koşulacak çok yol vardı, ama hava her geçen gün soğuyordu. Hafta içi akşamları antreman yapmak zorlaşıyordu. Dolayısıyla bazı haftalar hafta içleri hiç koşmadan haftada bir gün koşuyla bitiriyordum. Vicdan azabına dönüyordu bu iş. Koşmadığım her gün inancım tekrar azalıyordu. Ama eğer size sizden çok güvenen arkadaşlarınız varsa hiçbir zaman dibe vurmuyorsunuz bunu gördüm. Havanın birazcık düzelmesiyle Eymir Gölü’nde uzun, yükseklik kazanımı fazla, saatler süren koşular, yürüyüşler yapmaya başladık. Son zamanlarda Anıl arkadaşımızın da 46K ya kayıt olmasıyla 3 kişi olduk İznik Dağ Maratonu’nda, diğer 3 arkadaşımız ise 80K için hazırlanıyordu.

Hep beraber koşmaya başlayacağımız için mutluyduk. Bizim için en iyi şey bir birimizi uzun zamandır çok iyi tanıyor olmamızdı. Her türlü zor durumda kaldık beraber, kamplara gittik, doğada çok fazla zaman geçirdik senelerce dolayısıyla onlara kendimden fazla güveniyordum sanırım onlarda bana. İnsan bu durumda kendi başarısından çok arkadaşlarının başarısını düşünüyor. Umarım yarışta dizim ağrımaz değil, dizin ağrımaz haline dönüşüyor. Dolayısıyla yarış bizim için ancak üçümüz de bitirdiğimizde tamamlanacaktı.

Bunun verdiği güvenle, inançla yarışa hazırdık.

Yarışa gidiş
Cuma sabah Anıl’la İznik yollarına düştük. Tatlı tatlı sohbet ederek, içimiz ferah ve rahat olarak İznik’e vardık. Ahmet’in de bize eklenmesiyle kitlerimizi alma ve çanta kontrol faslına geçtik. Arkadaşlarımızla sohbet muhabbet derken akşam oldu ve saat 12 gibi uyumak için dağıldık. Otelin kayıt noktasına yakın olması nedeniyle çok rahattık 80K’da koşacak olan arkadaşım Emrah’la. Diğerleri için hayat o kadar kolay değildi. İznik’te yer kalmadığından Orhangazi’de kalıyorlardı. Neyse odada bayram çocuğu gibi koşu çantamı hazırladım, önem sırasına göre eşyaları yerleştirdim, yarışta giyilecek olanları özenle kenara koyup sabahı sabah etmeye başladım. Öyle böyle gece göze uyku girmeden sabah oldu.

Saat 6:30 gibi kalkıp kahvaltının ardından 80K’da koşacak olan arkadaşlarımızı güzel dileklerle uğurlayıp kendi saatimizi beklemeye başladık.

Hava ısındıkça ısınıyordu ve biraz ürkütücü hale gelmişti. Her türlü yağmura, çamura, kara hazırdık ama bu kadar sıcakta hiç koşmamıştık. Ama öyle ya da böyle manzaranın, her anın tadını çıkara çıkara, her noktayı hafızaya kazıyarak, bolca gülerek finishe varacaktık.

IMG_6270

Sular dolduruldu, son hazırlıklar yapıldı ve start çizgisindeydik sonunda. Heyecanlı bir bekleyişle saatler 12’ye gelmişti… Ve hazır başlaaaa…

Yarış
İlk 4 K asfaltta yokuş aşağıydı kontrollü koşmaya karar vermiştik ama insan kendini frenleyemiyordu ki. İnsanın içinde dindiremediği bir coşku oluyordu. Bir senedir beklediğim an gelmişti, şaka gibi hala inanamadığım.

Ahmet’in bizi frenlemesiyle biraz yavaşladık. Hava çok sıcaktı ve “iyi ki bir önceki gün şapka almıştım” diye geçiriyordum sürekli aklımdan. “Bir sonraki koşuda hazırlıklarını iyi yap Betül” diyordum.

Yol inişten çıkışa doğru geçerken Müşküle’ye doğru çıkan bir yokuş belirdi önümüzde ve herkes yürümeye başladı yürü yürü yürü sonunda Müşküleye vardık. MÜŞKÜLE, inanılmaz bir köy, inanılmaz insanlar, inanılmaz destek. Hepsine ayrı ayrı teşekkürler. Özellikle hasta amcayı yatağından koşanlara destek için kaldıran teyzeme, anne demeyi öğrenemeden koş demeyi öğrenen tatlı kıza…

10407913_10153166800980910_699644263144008355_n

Bir coşkuyla geçip giden Müşküle’den çıktıktan sonra tırmanış hala devam ediyordu. 3 kişi hiç ayrılmadan “fıtı fıtı” çıkıyorduk. Aralarda Ahmet Anıl’la “bana evet şimdi 10 üzerinden kaçsınız” diye kontrol yapıyordu. O esnada birinin fenalaştığını anlatan yardım çağırıları duyduk ki Muazzez Özçelik rahatsız olan kişiye yardım için durmuş ve herkese devam etmesini söylüyordu. Yardımlaşma ruhu budur, sporcu ruhu budur. Bencillikten uzak, insan olmak…

IMG_6284

Yine yürüyerek çıkmaya devam ettik yokuşları. Müşküle istasyonunda ikmal için durmamayı tercih etmiştik, sulaklarımız doluydu. Sıradaki istasyon 16K noktasındaki Süleymaniye’ye doğru yol alıyorduk. Bu sırada yolun eğimi azalmaya başlamıştı. Çıkış bitti iniş başladı diye sevinmeye kalmadan inişin çamur deryası olduğunu gördük. Bastığımız yer kayıyordu bir çamurdan yapılmış dans pistine dönmüştü her yer. Temkinli olarak yavaş yavaş indik, sonuçta daha yarısına bile gelmemiştik yolun. Çok dikkatli olmalıydık ki sakatlık olmadan devam edelim. Ve çamurlardan kurtulup tekrar çıkış başladık. Yol çok dikleşmişti patika kenarlarındaki ağaçları baton gibi kullanıp çıkmaya, tırmanmaya devam. 46 km’nin yaklaşık 30km’si çıkıştı sanırım.

Keyifli keyifli devam ediyorduk. Her anın tadını çıkara çıkara, aralarda durup fotoğraf çekiyorduk. Herhangi bir yorgunluk belirtisi bile yoktu şaşırıyordum kendime. Sanki masalsı bir diyarda yürüyor, koşuyor gibi hissediyordum. Biri pembe gözlük mü takmıştı? Neler oluyor? Derken iki tepe arasına yerleşmiş Süleymaniye’nin evleri göründü. (Ki Ahmet burayı Yüzüklerin Efendisi’ndeki Rivendell’a benzetiyordu.) İkmal istasyonu yerine köy çeşmesine hücum başladı. Buz gibi doğal kaynak suyu… Sular dolduruldu, el yüz, bacaklar yıkandı. Havanın yanıcı etkisini bir nebze azalttıktan sonra, bizim için ayrılık vakti gelmişti. Yarışın başında benim onlardan bir tık hızlı olabileceğimin tahminiyle ayrılma konusunda anlaşmamızı yapmıştık. Ahmet’le Anıl’sa, Anıl’ın mide rahatsızlığı nedeniyle Süleymaniye’de mola verdiler. Kalan 30 K da yalnızdım.

Arkamda Uludağ, solumda İznik Gölü, sağımda minik İznik diyebileceğimiz su birikintisi harika manzaralarla yine tırmanışa başlamıştım. Sanırsın göğe çıkıyoruz. Birden yanımdan 80K birincisi geçti koşa koşa. Bu da insansa ben patates çuvalıyım diyesi geliyordu insanın.

IMG_6306

Neyse güle oynaya fotoğraf çeke çeke devam ettim. Biraz sonra 66 numaralı 136k koşusuyla karşılaştım… Sohbet ede ede biraz koştuk sonra bir o bir ben onu geçe geçe devam ettik. Bir oyun halini almıştı nerdeyse. 15 dakika da bir karşılaşır olmuştuk. Sıradaki istasyon 32K Derbentti. Koş koş bitmeyen çıkışlardan sonra inişe başlamıştık. Asfalt başlamıştı. Dizlerimin ağrımasından korkuyordum içten içe hatta nasıl olurda bu ana kadar ağrımadı diyordum. Bir anda Alper Dalkılıç’ı görünce ağrıyı unutup bir heves koşmaya devam ettim. Yazılarını okuyup, takip ettiğim koşucuları görmek gerçekten güzel ve şevk vericiydi. Derken son 32K istasyonuna gelmiştim. Bardak, yağmurluk ve su şişesi kontrolü vardı.

Kontrolden sonra suyum ve yemeğim olduğundan oyalanmadan devam ettim koşmaya. Şimdi istikamet İznik’ti. Yine çıkışa başlamıştık. Yürümeye başlamışken fırsat bu fırsat deyip Ahmet ve Anıl’ın konumunu öğrenmek için aradığımda Anıl’ın yarışı bırakmış olduğunu öğrendim. Yarışı bitirmek ancak üçümüz bitirdiğinde anlamlı olacaktı dolayısıyla biraz moralim bozuldu. Ama tekrar toparlanıp koşmaya devam ettim. Bu kadar az kalmışken üzülüp, pes etmenin anlamı olmayacaktı. 46K’nın eğim grafiğini yanıma almıştım. Artık inişin başlaması gerektiğini düşünürken sürekli çıkmaya tırmanmaya devam ediyorduk Herkes şaşkındı, hani iniyorduk diyorduk ama inemiyorduk.

Derken dört gözle beklediğimiz iniş başlamıştı. “Gelen iniş giden çıkışı aratır” sözünü buraya ithaf ediyorum. Keşke çıksak dedirtecek bir iniş. O kadar ki koşsan olmuyor, yürüsen olmuyor. Sonuçta 10K kalmıştı ve ben yeni başlamış gibi hissediyordum. Sonuç olarak gözü karartıp koşmaya başladım. Ayak parmaklarım acımaya başlamıştı. Bir büküyor bir açıyor acısını azaltmaya çalışıyordum. Derken arkadan biri geldi. “Koş sakın bırakma senin sayende koşuyorum. Sen bırakırsan ben de bırakırım” diyordu. Bunu duyunca daha da hızlandım. Ama biliyordum ki yarış sonunda o tırnaklar düşecekti. Varsın düşsün!

İniş bittiğinde bir köye yaklaşıyorduk. Karşıdan yarışı tamamlamış olan Faruk Kar ve Bahadır İşseven koşanlara destek olmak için koşa koşa geliyordu. Onların da desteğiyle hızlandım. Ve tarihi kapı belirdi karşıda. İznik’e gelmiştim.

11168004_10153167016665910_839617505139900235_n

Alkışlar eşliğinde geçip koşmaya devam, her metrede hızım arttıkça artıyordu. Gözlerim finishi arıyordu. 400 metre hiç bu kadar uzun olmamıştı. Çocuklar gibi heyecanlıydım. Ama aynı zamanda da çok sevdiğim birinden ayrılacakmışçasına üzülüyordum. Neler hissettim, neler gördüm, aklımdan neler geçti yazıya dökemiyorum bile. Klişe bir cümle ama gerçekten yaşayıp görmek gerek. Sadece yarış boyunca aklımda “hiç bitmesin ne olur” düşüncesi vardı. Güzel anlar bitmesin, kmler geçmesin. Ama son metreler ve alkışlar, koş koş bağırmalarıyla finishteydim.

IMG_6310

Madalya ve her şey bitti…

Son Söz
Aylarca süren antremanlar, zorunlu malzeme tamamlama çabaları, bitmek bilmeyen İznik’te ne yapacağız konuşmaları, heyecanlar bitmişti. Elimde bir madalya ile kala kalmıştım.

Tüm bunların yanında finishe geldiğim an aklımda yine bir hedef beliriyordu. Olmaz yapılır mı dediğim 80K. Birden imkânlı hala gelmişti. Seneye 80K bekle beni!

Tüm bu güzel anların, anıların yanında bir de 24 yaşında olmam nedeniyle yaş kategorisi birinciliğini de alınca unutulmazlar arasına iyice girdi İznik. Anıl’ın ve Emrah’ın hastalığı nedeniyle bırakması dışında tüm arkadaşlarım parkurlarını tamamlamıştı. (Ama seninle işimiz bitmedi İznik 2 madalya alacağımız var!)

IMG_6370 (1)
Güzel hatta güzelin ötesinde muhteşem bir hafta sonuydu. Ha olumsuz şeyler yok muydu tabii ki vardı, herkes için yarış gül bahçesi miydi? Tabii ki değildi ama bazen bir şeyden keyif alabilmek için sadece iyi yanlarına bakmak gerek değil mi?

Sonuçta bir hayalim gerçekleşmişti ve bana yeni bir hedef vermişti. Koşu bir aktiviteden çok kendimi tanıma, mutlu etme hali..

Not:
1-Finishte size bekleyen kucaklayan bir tanıdığınız yoksa insan üzülüyor ve boynu bükük kalıyormuş.
2-Gerçekten de inişteki acı bana 4 tırnağa mal oldu. Ama mutluyum baktıkça İznik’i hatırlıyorum.

Koşuya başlamamdan bu yana bana destek olan, güvenen, inanan, tebrik eden herkese ayrı ayrı teşekkürler. İnanırsak her şey gerçek olabiliyormuş…

Reklamlar