Zaman ne kadar da hızlı geçiyor. Tam 1 yıl önce başladım bu sayfayı yayımlamaya ve yaymaya… Kendi kendime, “acaba insanlar okur mu?” diye düşünürken, bir anda pek çok güzel insanla koşarken buldum kendimi; pek çok insan tanıdım koşmaya sayemde motive olduğunu söyleyen… Pek çok güzel etkinlik yaptık, farklı yerlerde ve farklı amaçlarla…
En başından beri, 30 yaşında koşmaya başlamış olduğumu ve hiç spor geçmişim olmadığını vurguladım, daha çok kadın spor yapmaya başlamanın geç olmadığını bilsin diye…
Yapabildiklerimi ve yapamadıklarımı paylaştım, hayatın başarılar ve başarısızlıklarla dolu olduğunu kendime ve okuyanlara hatırlatayım diye…
Okuduklarımı ve yaşadıklarımı derledim toparladım yazdım, hem kendime hem de koşmaya başlayacaklara kaynak olsun diye…
Farklı kadınlardan, farklı hikâyeler topladım, insanlar daha çok motive olsun diye…
Arkadaşlarımı her seferinde cesaretlendirmeye çalıştım, bir gün bu sayfada yazmayı bırakırsam, onlar devam edebilsin diye…

deneme

Ve tam 1 yıl geçti…
Koşu Kadını 1 Mayıs 2015’te 1 yaşına basıyor.
Biz de, bizim için anlamlı olan bu günü, yine koşarak kutluyoruz.

2 Mayıs 2015 Cumartesi günü, saat 09.30’da, Dikmen Vadisi Çetin Emeç Bulvarı girişinde bulup, 5Km’lik çok yavaş, belki de koşmaya başladığımız ilk koşudaki tempomuzda, bir koşu yapıyoruz. Katılmak isteyen, tüm koşu severleri koşmaya bekleriz.
https://www.facebook.com/events/1554512758144557/1554513261477840/

İstanbul Yarı Maratonu’nda Yaşananlar
Bu yıl, kendime belirlediğim 2 yarış vardı: İstanbul Maratonu’nda 15K ve Antalya’da Yarı Maraton koşmak. İstanbul’da hedeflediğim sürelerde 15Km’yi bitirebilmiştim ancak bu kış Ankara’da çok soğuk geçti. Tam 5 kez farklı biçimlerde hastalandım. Grip, nezle, faranjit, zatürre başlangıcı ve de ufak tefek sakatlıklar derken, Antalya’da yarı maraton koşamayacak hale geldim. Hikayeyi biliyorsunuz…

Antalya benim için çok duygusal bir deneyimdi. Hemen sonrasında da İstanbul Yarı Maratonu için çalışmaya başladım. Çalıştım dediysem, sadece 2 hafta hızlanma çalışması yapabildim; arada minik sakatlık geçirdim ve sonra hızlanmamın değil, dayanıklılığımın artması gerektiğini düşünerek, sadece haftada koştuğum mesafeleri hesaplayarak ve koştuğum süreleri bir kenara not düşerek koştum. Başından beri ilk yarı maratonum olacağı için, sadece tek bir hedefim vardı: 2 saatin altında koşmak.

Geçtiğimiz eylül ayında koştuğumuz Frig Ultra’daki 29K’yı saymazsak, ben aslında hiç yarı maraton yarışı koşmamıştım. Yarıştan 2 hafta önce bir yarı maraton denemesi yapmak istedim ve Ankara Koşuyor olarak Eymir Gölü’nde 2 tur atma planı yaptık. O gün, tam bir yarış simülasyonu oldu. İlk 10K sonunda, jel alındı, 15K bittiğinde hızlanılmaya çalışıldı ve 18K’da bir bedensel çöküş yaşandı. Kendi kendime yarı maratonda 2 jel alsam iyi olabilir diye düşündüm. O gün Eymir’de uzun zaman sonra ilk yarı maratonumu 2:04:43 sürede koşmuştum. Bu benim için iyi bir deneme oldu, çünkü yarışta başıma neler gelebileceğini artık biliyordum.

2015-04-12 12

İstanbul’a birkaç gün önceden gidip, biraz dolaşmayı planladık. Şansımıza giderken Ankara’da kar yağarken, İstanbul’da daha iyi bir hava vardı. Pazar günü için umut vericiydi.

kosu

Yarış günü, tüm ekip başlangıç alanında buluştuk. Herkesin bir hedefi vardı: En güzel zamanlarda, keyifle koşmak. Daha önce yarı maraton koşan Gül ve Mete birlikte koşacaktı. Koşu sayesinde tanıştığım ve uzun zaman sakatlık yaşadıktan sonra koşmaya geri dönen Kubilay’ın ise bu yarış için hedef bir süresi yoktu. “Ben seninle koşarım, nasılsa hedefim yok” dedi.

kadinlar

Yarış başlangıcına dakikalar kala start çizgisine yaklaştık. Ama bir türlü Antalya’daki o coşkulu başlangıç müzikleri, sesler gelmiyordu. Ve biz bir anda başlangıç çizgisinden geçiverdik! Sonradan öğrendik ki, “elit atletler” başka bir noktadan ve bizden çok önce başlamış koşmaya!

Her neyse, yarış başladı ve nabız takıntısı olan ben, hiç nabzıma bakmayacağım diye söz verdim kendime. Kubilay ile tıngır mıngır koşuyorduk. Arada Kubilay beni frenliyordu. Su istasyonlarını kaçırmadan koşmaya çalışıyordum. 5K’ya yaklaşırken, 10K koşan arkadaşlarımın dönüşlerini gördüm. O sırada tanıdığım herkese seslenip, “bravoooo” diyerek destek vermeye çalıştım.

nilay

anil

seda

5K’dan sonra bir köprü altına girip çıkacaktık. Minik yokuşta hızlandım ama geri dönüşü de aynı tempoda çıkmaya çalışınca vücut ilk hatayı verdi. Nabız çok yükselmişti, hissediyordum. Biraz yavaşladık ve ben 10,5K dönüşüne kadar bir su istasyonunu kaçırarak koşmaya devam ettim. Sonradan o istasyonun nimet olduğuna karar verdim ama çoktan geçmişti.

11K’da jelimi aldım ve koşmaya devam ettik. Her gördüğümüz fotoğrafçıya zıplayarak poz veriyorduk. 15Km’de ise, enerjimin bittiğini hissettim ama yapacak bir şey yoktu. Eymir Yarı Maratonu tekrarlanıyordu, 15K’da çöküş başlamıştı ve sonradan öğrendiğim kadarıyla 15. KM en yavaş geçen km olmuştu. Ama o sırada soluma baktığımda müthiş bir manzara ve önümde benim gibi koşan onlarca koşucu vardı. Kubilay’a “ben yoruldum” dedim, “çok normal ama sona yaklaşıyoruz” dedi. Son kmler geçmek bilmedi ve başlangıç hızımdan eser kalmamıştı. Sözde son 5K’da hızlanacaktım!

En son, “şu dönüşten sonra finishi görsek keşke” dedim ve finishi gördük! Kenarda bizi bekleyen arkadaşlarım “koş Armağan koş, bravo diyordu. O an yüzümde bir gülümseme belirdi ve finish çizgisini geçtim: 1:57:30 sürede ilk resmi yarı maratonumu bitirmiştim!

2015-04-26 12.58.03-1

Hemen arkamızdan da Gül ve Mete geldi.


O an sadece su arıyordum ve kendimden geçmiş deli gibi dolanıyordum etrafta. O kadar standın arasında bir su standı bulamamıştım. Arkadaşlarımın yanına elim boş geri döndüm ve dedim ki: “Bu ne ya! Ben bir daha yarı maraton koşmam!”
Herkes toplanmıştı ve görünen o ki ben hariç herkes mutluydu. Bense kendime kızıyordum; neden yarı maraton koştum diye! Doğru dürüst çalışmamışken, neden?

2015-04-26 11.53.29

İstanbul Yarı Maratonu ile birlikte benim de eylüle kadarki yarış sezonum kapandı. Bundan sonra, daha çok okuyup, okuduklarımı uygulamakla geçecek zamanım. Nabız takıntım hala devam ediyor ve bu konuda okuyarak daha bilinçli koşmaya çalışacağım. Bu nedenle de sanırım bir süre bu sayfada bilimsel bilgiler yer alacak.

Yarı Maraton Organizasyonu Üzerine
Bu yıl ben ilk kez İstanbul Yarı Maratonu organizasyonuna katıldım ama şunu belirtmeliyim ki bir daha katılır mıyım bilmiyorum.

Yarış kitleri tam bir saçmalıktı. Organizasyon şirketi bu yarış için yeni çanta yaptırmak yerine, geçmiş yıllardan kalan çantaları dağıtmıştı. Bana da gele gele 2011 yılı çantası geldi!

Kitin içinde, tüm yarışlardan alıştığımız “departiming” çipi yerine, göğüs numarası altına yerleştirilmiş bir çip vardı. Ki bu çip çoğu koşucunun derecesini okumadı bile! O yüzden de sıralamadaki yerimizi kestiremiyoruz.

Organizasyon şirketinin “rekor” beklentisi ile yarışı önceden başlatması, amatör koşucular için tam bir hayal kırıklığı oldu. O zaman biz neden gittik koştuk diye soruyor insan! Üstelik Vodafone ve Adidas gibi iki güçlü sponsor varken, nedir bu amatörlük kokusu?

Yarış bitiminde bir tane bile su yoktu! Üstelik de bir sürü marka standı varken, bir su standının olmaması, bizden topladıkları ücretlerin nereye gittiğini sorgulamamıza neden oluyor!

Yarış bitiminde ise, daha hala koşan pek çok insan varken, yarış alanının hemen yanında, bir biriyle çelişen ve tepki çekmesi yüksek bir başka organizasyon başlamıştı. Nedir yani? İki organizasyon aynı gün aynı yerde olmak zorunda mı? Başka yer mi yok koca İstanbul’da? Hala yarış koşan insanlara bu haksızlık değil mi?

İşte tüm bu nedenlerle, biz her ne kadar koşalım yapalım desek de, galiba hiçbir zaman bir “spor ülkesi” olmayı başaramayacağız. Umudum tükeniyor…

Son Söz
Bu yarıştan sonra artık bir süre kendime düşük nabızda koşma molası veriyorum. Ama bu yarış bana pek çok şey öğretti: aslında hazır olmadığımı, hazır olmadan koşmanın da acı verici olduğunu, ama dayanışmanın insanı güçlendirdiğini…

Bu noktada, bu yarışta, yarış boyunca beni destekleyen ekip arkadaşım Kubilay’a ve son olarak da kenardan köşeden “koş Koşu Kadını koş” diye seslenen tüm koşu dostlarına teşekkür ederim.

Yeni yarışlarda ve yazılarda buluşmak üzere…
Armağan

Reklamlar