Bir ayı geçen bir süredir, bu sayfada yazı paylaşmadım. Aslında bu süre zarfında hem kendimi dinledim hem de vücudumu aktif olarak dinlendirdim. Bunun altında yatan bazı nedenler vardı.

Öncelikle, 26 Nisan 2015’te koştuğum İstanbul Yarı Maratonu benim için bir hayal kırıklığı oldu. Elbette o zamana kadarki ilk ve en iyi yarı maraton yarışımı koşmuştum, mutluydum. Ama iş sayısal verilere geldiğinde, bu işte bir terslik olduğunu düşündüm. Özellikle, ortalama nabzımın olması gerekenden çok daha fazla olduğunu söylenip, “bu nabızla daha iyi koşmalıydın” dediğinde benim için işler tersine döndü. Antrenman nabızlarımı, sürelerimi sürekli kayıt altına almam da, ne kadar çok efor sarf edip kendimi yorduğumu bir kez daha gözümün önüne serdi. O zamana kadar hiç bu gözle bakmamıştım. Sonrasında okuduğum, beden eğitimi ve spor bölümlerinin de sıkça referans verdiği, Bompa’nın “Periodization Training for Sports” kitabı resmen hayatımı değiştirdi.

2015-06-08 11.44.08

Kitaptan okuduklarım üzerine yakın zamanda yeni bir yazı yazacağım ancak benim asıl gelmek istediğim nokta, bu nabız konusunun ne kadar önemli olduğu. Zira ben aslında çoğu antrenmanımı, oksijensiz solunum diye bilinen, anaerobik zone’da yapıyormuşum.

Kalpatisi copy

Yani ortalama nabzım benim yaşım için olması gereken 162-163’ün oldukça üzerindeydi. Sonra, bir de arkadaşlarımla kıyasladığımda, aynı tempoda giderken, benim nabzımın onlardan daha fazla attığını görünce, artık bir şekilde bunun çözümünü bulmam lazım dedim.

Kitaptan ilk öğrendiğim şey, enerji sistemlerine uygun antrenmanın, yapılan sporda alınan verimin en önemli parçası olduğuydu. Kitaptaki pek çok bölümü okuduktan sonra, uzun süre anaerobik zone’da antrenman yapmamaya karar verdim. Ben de 26 Nisan’dan sonraki antrenmanlarımı, nabız düşer hevesiyle, hep düşük tempolarda, haftalık belli bir plan dâhilinde ve nabzım 160’ları geçmeyecek şekilde yapmaya başladım. Sonrasında fark ettim ki, bu nabızlar çok iyiymiş, sakatlık riski yok, haftanın 6 günü en az 1 saat koşarım! Böylece hem vücudumu dinlendirmeye hem de Eylül ayında yeniden başlayacağım yarışlara katılmaya hazırlık yapacaktım.

2015-06-08 11.43.36

Tabi insanoğlu sabırsız, yaptıklarının meyvesini hemen almak istiyor. Ben de baktım 1 ay olmuş, nabız hala düşmüyor, ben bir check-up yaptırayım dedim. O sırada anneler günü kampanyaları dahilinde, özel bir hastanede kardiyoloji check-up kampanyası vardı. Hadi bir gideyim baktırayım şu kalbime dedim ve check-up’a gittim.

Check-up sırasında Ankara’nın bilinen en iyi kardiyoloji hekimlerinden birine muayene oldum. Çeşitli kan değerlerime ve kalbime ultrasonla bakıldı. Ayrıca EKG çekildi ve efor testine girdim. Sonuç olarak, kalıtımsal minik bir kalp problemim olduğunu öğrendim. Bu durum nabız değerlerimin yüksek olmasının %10’unu etkilerken, demir değerlerimin olması gereken minimum değerin çok altında olması ise %80 etkilermiş! Hemen demir takviyesine başladım tabi.

Tüm bunları yaşarken, bir taraftan da koşu camiasının ne kadar büyüdüğünü ve güzelleştiğini düşünüyordum. 24 Mayıs 2015’te Eymir Gölü’nde yaptığımız Sağlıklı Yaşam Koşusu’na 200’ü aşkın Ankaralı sporsever katıldı ve Puma, Kafes Fırın, BaseLife Club, Doğadan ve Powerade’in desteğiyle güzel bir Pazar geçirdi. Bu etkinliğin düzenlenmesinde de oldukça emeğim olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Katılımcılardan aldığım olumlu tepkiler, son zamanlarda yüzüme gülümseme getiren en güzel şeylerden biri oldu.

2015-06-08 11.43.44

Son olarak, diyeceğim odur ki, malum fizyolojik nedenlerden dolayı, kan değerlerinizi kontrol ettirmeyi aksatmayın. Koşmak çok güzel evet ama kalbiniz buna hazır mı ve bunu devam ettirebilecek güçte mi sorularının cevaplarını bulmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Sağlıkla kalmanız dileğiyle,

Reklamlar