Geçtiğimiz hafta, bir konferansa katılmak için İtalya’nın Milano şehrine gittim. Her ne kadar bu ilk gidişim olmasa da, bu kez bu şehir gözüme farklı geldi. Kaldığım yer, konferansa gitmek üzere binmem gereken trenin kalkış istasyonuna oldukça yakındı. Biraz kendim için güvenli bir yer seçtim diyebilirim. Gitmeden önce, haritadan bakıp, “ha tamam, şu parkta sabahları güzel koşulur” dedim.

Milano1

İtalya’ya vardığım ilk günün akşamında, otelin çevresinde ne var ne yok diye bir göz attığımda, parkın otele çok yakın olduğunu keşfettim. Parkın çevresinde, trafik neredeyse hiç yoktu ve içinde-çevresinde pek çok insan parktaki koşu potansiyelini çoktan keşfetmişti. Ve ertesi sabah, erkenden kalkıp, kendimi yollara vurdum. O sabaha özgü müydü bilmem ama pek çok insan sabahın erken saatinde kalkmış ve parkta sabah koşusunu yapıyordu. Kimse de Ankara’da olduğu gibi sorgulayan gözlerle bakmıyordu.

Milano2

Ertesi sabah ise, aynı yere gitmemek için, haritadan bir rota seçtim kendime. İnternet bağlantısının da sıkıntılı olması nedeniyle, rotamı elime yazdım.

2015-07-29 07.23.53

Milano’da kaybolmanız hem kolay hem zor. Bazı yollar çok kısa olduğu için, haritada dikkatinizi çekmiyor ama tüm yollar bir şekilde ana caddelere bağlandığı için de kaybolsanız da bir şekilde yolunuzu buluyorsunuz. O sabah da Milano’nun en gözde yerlerinden biri olan Porto Genova tarafına doğru koştum. Tabiki kayboldum, bir sokağı kaçırmışım. Bu kez gerçekten, şehrin içine girmiştim ve koşan sayısı nispeten daha azdı. Yine de, bir araç sizin koştuğunuzu görüyorsa ve yaya geçidinden geçiyorsanız, durup size yol veriyor. O an yaşadığım hissi, 4 yıl önce Amerika’da da çokça yaşardım. Ve tekrar hatırladım: Ülkemiz bu duruma hiç hazır değil ve hazır olmak için de bir çaba sarf etmiyor. Sonunda haritadan hatırladığım bir caddeye saparak, gitmek istediğim yere ulaştım. Sabah çöp araçları çöpleri topluyor ama yol boyunca da sabah koşucuları görevlilere selam veriyordu. Ne şahane!

Milano3

Milano’da koştuğum 3.gün ise yine bir gün önce koştuğum parkın oralara gittim. Bu kez biraz tempo yapmak istedim ve temposunu gözüme kestirdiğim insanların peşine takıldım. Bu parkın en garip gelen tarafı, tarihi bir kalenin, bu parkın içinde olması ve içinden dışından koşabiliyor olmaktı. Yine karşılaştırma yapmak gerekirse, tarihi eserlere olan saygımızı pek koruyamadığımız için ve bunları biz kendimizden koruduğumuz için sanırım bu seviyeye erişmemiz de biraz zaman alır. Kalenin içini de koşarak birkaç kez gezip, hangi kapıda hangi sergi varmış, onları da böylece keşfetmiş oldum. Düşünsenize, Michelangelo sergisinin olduğu binanın çevresinde turlar atıyordum!

2015-08-05 11.19.17

Bu yazıyı çok uzun tutmak istemiyorum. Sadece, AB’ye girmek için çaba gösteren ülkemizin, ekonomik olarak bir şekilde o refah seviyesini (umarım) karşılayabileceğini ama sosyal ve kültürel olarak daha çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

Sevgiyle ve koşuyla kalmanız dileğiyle,
Armağan

Reklamlar