Her zaman söyleriz, “çapraz antrenman” önemlidir diye. Ben de son zamanlarda, koşunun yanında yüzerek, (ki aslında düzenli spor yapmaya ilk olarak yüzmeyle başladım) çapraz antrenman yapmaya çalışıyorum. İmren’le de bundan 7-8 yıl önce, ben yüksek lisans yaparken tanıştım. O tabi o zamanlar henüz üniversite öğrencisiydi.  O zamandan beri de tanırım kendisini. Hatta ben Türkiye’de koşmaya devam etmeye çalışırken, İmren yokuşları dev güçlü çıkıyordu. Şimdi ben tekrar yüzmeye başladım, o ise koşuya başladı. Karşılıklı bir alışveriş söz konusuyken, İmren’den bu sayfa için bir yazı yazmasını, hatta mümkünse yüzmeyle ilgili bir yazı yazmasını istedim. O da çok muzdarip olduğu bir konuyu, “spor sakatlanmaları” üzerine bildiklerini yazmak istedi. Söz kendisinindir:

image

Bir Yüzücü Gözünden Spor Sakatlanmaları

Merhabalar,
Koşu Kadını benden bir şeyler yazmamı istediğinde aklıma ilk gelen konu buydu ama onunla paylaşmamıştım. İkinci konuşmamızda “Yüzme hakkında yazsan ne güzel olur.” dediğinde cevabım “Önce ‘spor sakatlanmaları’ hakkında yazmalıyım.” olmuştu.

13 yaşından beri itinayla vücudumdaki çeşitli eklemleri sakatlıyorum (veya sakatlanıyorum diyelim). Çok sayıda doktorla akademik tecrübe sağladığımı da itiraf etmeliyim. 5 yaşında başladığım yüzme sporuna ilk aramı 13 yaşında diz kapağımı kaydırarak verdim. 14 yaşında iki kez ameliyat olup bu sakatlıkta bir seviye iyileşme sağladıktan sonra 15 yaşında yüzmeye geri döndüm. Ameliyat olurken doktor “Bir daha yüzemezsin.” dediğinde sanırım gözlerimin dolduğunu farketmiş olacak ki “Yani bir daha yarışamazsın, demek istemiştim” diyerek kendini düzeltmişti. O günden beri yüzmeye de yarışmaya da devam ediyorum.

2015-11-11 13.18.30

Pek doktorumun (ki kendisini ziyadesiyle sever, sayarım) lafını dinledim diyemem. Tabi ki sakatlık tarihim bununla sınırlı değil. Sonrasında sırasıyla yine diz, bel, omuz ve son olarak aşil tendonu sakatlıklarıya bu yaşa kadar (27) geldik. Bu sakatlıklar sırasında aktif spor hayatıma en fazla 6 ay verdim. Evet yüzme gibi “masum” bir sporu yapıp da nasıl bu kadar sık sakatlanabildiğimi ben de henüz çözebilmiş değilim. Aslında belli açıklamalar var. Eklemlerimin fazla esnek olması, ara verdikten sonra birden yüklenme, yanlış antreman biçimi, yetersiz-yanlış ekipman kullanımı, yetersiz dinlenme, kullanılan bir takım ilaçların yan etkileri, şanssızlık, kader vs., şeklinde uzayan giden bir liste. Zaten bir noktadan sonra neden olduğunu araştırmayı da bırakıyorsunuz. Bu gerçeğinizle nasıl başedeceğinize odaklanıyorsunuz.

2015-11-11 13.18.16

Spor yaptığınız sırada kaslarınıza veya eklemlerinize giren ani ağrılar, elektrik çapması hissi veya spor sonrasında vücut soğuduğunda ağrı hissetme… Bazen uyandığınızda yada uzun süre oturduğunuzda sakatlanan eklemi açamama, ayağınızın üzerine basamama. Merdiven çıkarken boşa basma hissi. Boyunuzdan daha yukarıda bir rafa uzanırken omuzunuza giren ani ağrı. Nemli havalarda eklemlerde sebepsiz bir sızlama. Güçsüzlük hissi…

Orta ölçekli, can sıkıcı, kendini size hissettirmeden ilerleyen, fark ettiğinizde ise tedavi için önünüzde uzun bir yolunuzun olduğu, belki de spor hayatınızda sizden hiç ayrılmayacak, hayat rutininizde hiç beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkacak, ameliyat gerektirmeyen ama bir türlü de iyileşmeyen sakatlıkları sporcu gözüyle açıklamaya çalışacağım. Kesinlikle amatör bir göz olup her söylediğim tecrübe ile sabittir. Tabi yukarıda özetlediğim sakatlıklara kısa süreli dinlenmelerle ve basit müdahalelerle geçen kas gerilmeleri, daha ufak çaplı yırtıkları dahil etmiyorum. Aynı zamanda, o daha ciddi, bir uzvun kullanımını yüksek ölçüde kaybedebileceğiniz sakatlanmaları da kastetmiyorum.

Bu şekilde kategorize ettiğim bir sakatlanma ile karşılaştığınızda yapabileceğiniz en iyi şey geciktirmeden bir doktora gitmek. Mümkünse doktor sizin dilinizden anlayacak biri olmalıdır. Çünkü spor ile pek alakalı olmayan doktorların ilk söyleyeceği, sakatlığa sebep olan aktiviteyi bırakmanızdır. İşte böyle bir cevap duyduğunuzda doktorunuza teşekkür edip hemen kendinize başka bir uzman bulmalısınız. Bazı insanlar aradığınız çözümün o aktiviteyi bırakmak değil, “bu sakatlıkla o aktiviteyi nasıl sürdürürüm?” olduğunu ne yazık ki anlayamıyor. Ve karşınızda size böyle direk bırakmalısın diyen kişi bir uzman, sözüne itibar ettiğiniz biri olunca durum hayli moral bozucu olabiliyor. Ama üzülmeyin, ve tabi ki bırakmayın.

Spor sakatlanmalarında uygulanan yöntemler aslında bir sır değil. Sakatlanma akut ise buz uygulama, jel ile bölgeyi rahatlatma en yaygın bilineni. Sakatlığın ilk tedavi sürecinde ağrı kesici, ödem azaltıcı ilaçları bir süre düzenli kullanma, yine buz ve jel uygulamalarına düzenli devam etme, sıcak-soğuk kompres (yani hangisi nerede kullanılır çok çözebilmiş değilim, yanlışa yöneltmek istemem ama altındaki asıl mantık dokular arası mesafeyi rahatlatmak) sizin kendinizin yapabilecekleri…

2015-11-11 13.18.15

Bu dönemde en yakın arkadaşınız buz torbanız olur. Uyumadan önce başkaları sıcak su torbası- papatya çayı ikilisyle rahatlarken siz buz torbası-magnezyum ikilisiyle huzuru ararsınız. Eğer durum bu yöntemlerle geçmiyor ise, bir fizik tedavi uzmanı gözetiminde, bölgeyi elektrik ile uyarma-çalıştırma, ultrason ile daha iç taraftaki dokuyu ısıtma, rahatlatma, HIL LASER (yüksek yoğunluklu lazer) ile bölgedeki ağrı ve ödemi azaltma, kinesiotape (bantlama) ile pozisyonlamada yardımcı olma, ağrı azaltma, omnitape gibi sert bantlarla sabitleme, sert çorapsı ekipmanlarla bölgeye destek olma gibi yöntemler uygulanır. Bu seviyenin bir sonrası ise biraz daha can acıtıcı çözümler. İşin içine çoğumuzun sevmediği iğneler giriyor. Kuru iğneleme yöntemi ile bölgeyi uyarma, kanlandırma, steroid içermeyen antienflamatuar iğneler, steroid iğneleri, PRP (ben denemedim) ile bölgedeki hassasiyeti gidermek ve bölgedeki dokunun kendini tamiri için yine bazı doktorların uyguladıklarına örnekler. Bu tarz enjeksiyonlar bölgedeki ağrıyı önce arttırıyor 7-10 gün gibi bir istirahat dönemi sonrasında tedavinin etkilerini görmeye başlıyorsunuz.

2015-11-11 13.18.38

Yukarıda saydığım yöntemlerin tamamını deneyimlemiş (PRP hariç) biri olarak söyleyebilirim ki hiç biri mucizevi değil. Bazen bir çok hastada işe yarayan yöntem sizde hiçbir değişiklik yaratmıyor. Uzun süren (20 ile 40 gün arası) düzenli uygulamalar ile elde edeceğiniz iyileşme beklentinizi çok altında kalabiliyor. En tatsız olanı da, “tamam, geçti” dediğiniz anda tekrar karşınıza çıkması.

2015-11-11 13.17.50

Bu tarz bi tedavi dönemi geçirdiyseniz kaldığınız yerden eski rutininize hemen dönemezsiniz. Antremansız geçirdiğiniz dönemde kaslarınız zayıflamış, yoğunluğunu, tokluğunu kaybetmiştir. Siz tekrar bıraktığınız seviyeye onları taşımadan antremana başlarsanız, iyileştirdiğiniz dokuyu daha hızlı şekilde tekrar sakatlarsınız.
Sabırlı olmak bu aşamanın en önemli anahtarıdır. Rehabilitasyon tipi antremanlar bazen yukarıdaki fizik tedavi yöntemleriyle paralel bazen de sonrasında uygulanıyor. Bu antremanlara örnek az direnç-çok tekrar felsefesine oturan ekipmanlar (terabant, düşük ağırlıklı dumble, kettle bell, kurşun ağırlıklar, direnç lastikleri) ve kendi ağırlığınızla yaptığınız çalışmalar (TRX, pilates) örnek olarak verilebilir.

Aslında bu aşamada kendi kendinizin doktorusunuz ve belki de en zor kısım bu. Uzmanların size önerdiği hareketleri muntazam, kontrollü ve sürekli yapmak inanın bana çok kritik. Zaten ciddi bir süre tedavide harcandığı ve mental olarak yıpranıldığı için bu süreç hızlı geçilmek isteniyor. Yada düşük ağırlıkla uzun süre tekrar sıkıyor ve ağırlık birden arttırılıyor yada yapmayı bırakıyorsunuz. Ben yaptım, siz yapmayın. Sonuna kadar denileni doğru yapmaya çalışın. Ne yazık ki bazen bu kadar emek bile rahatsızlığınızı %100 geçirmeyecektir. Hiç bir yöntem size gül bahçeleri vaadetmez. Ama denemeden de bilemezsiniz. Sonuç olarak belki de yıllarca sakatlanılan bölgeyi bu yöntemlerle güçlendirerek spor yapmaya devam edebilirsiniz.

2015-11-11 13.18.48
Fiziksel açıdan baktığımızda durum özetle bu dediğim gibi, size şimdiye kadar az bilinen bir sırrı açıklamış değilim, internet bu yöntemlerin çoğu hakkında uzman, uygulayan görüşü ile dolu (çok şey okumak da bazen iyi olmuyor). Ama pek de bulamayacağınız kısım mental durum.

Bir sakatlığı kabullenmek, onunla baş etmek, onu alt etmek, ona yenilmek, onunla yaşamak, isyan etmek, sporu bırakmak-bırakmamak, yine yeniden sakatlanmak, çabalamak, yorulmak, sıkılmak… Her gün değişken bir psikolojiyle bir gün iyileşeceğinize inanıp diğer gün galiba buraya kadarmış diyebilirsiniz. Siz bile ruh halinizin nasıl bu kadar değişken olabildiğini anlayamazsınız.

Genelde başarı hikayeleri sıfırdan başlayıp hedefine emin adımlarla ilerleyenleri anlatır. Onları okur, izler kendimizi onların yerine koyarız. Sonra kendi hikayemize döndüğümüzde gerçekler ufaktır, küçüktür, başağrısı gibi sinir bozucudur ama ciddi değildir. İşte bu küçüklük bazen motivasyonumuzu etkiler. “Niye çekiyorum ki bu kadar sıkıntıyı” dersiniz, ne için?

Harcadığınız vakit, emek, para ciddi bir kayıpmış gibi görünür. Tekrar yarışlara döndüğünüzde belki de önceki performanslarınıza asla ulaşamaz ve bunu görmekten mutsuz olursunuz. Ama yine de içinizde bir şey bırakmanıza mani olur.

Benim için yukarıda yazdığım onca tatsız duyguyu unutturan şey, hala atabildiğim o ilk kulaç, suya verdiğim ilk nefes, tamamlayabildiğim ilk 100 metredir.

2015-11-11 13.18.14

Sonrası zaten gelir…

İmren

Reklamlar