Bir Haziran Pazar sabahı erkenden kalktım. Eymir Gölü’nde bir yarı maraton koştum. Sonra arkadaşlarla gittim Işık Dağı’nda 12 Km’lik, inişli çıkışlı bir parkurda yürüdüm. Yürürken ara ara durdum, oturdum, “yoruldum” dedim, “artık dönelim” dedim, naz yaptım.

isikdagi

Yürüyüş bittiğinde yorgundum ve farklı bir ağrı vardı vücudumda. Eve gittim, yattım, uyumaya çalıştım ama gece ağrılarım arttı, uyuyamadım. Belimin sol tarafında korkunç bir acı vardı ve ben yatakta dönerken acı çekiyordum.

Ertesi sabah bir süre koşmamaya karar verdim. Kendimce tedavi uyguladım. Buz-jel yaptım, ne olabilirdi ki? Zamanla ağrılar bitti, acıların geçtiğini zannedip tekrar koşmayı denediğim her seferde yine aynı acı-ağrı durdurdu beni. En sonunda bu işin beni aştığına karar verip doktora gittim. Röntgendi muayeneydi derken acı gerçekle yüzleştim.

O tatlı Haziran sabahı, aşırı yüklenme sonrasında, belimdeki kaslar fazla kasılıp, omurlardan birine zarar vermişti. Doktor “kırmışsın” dedi ama ben inanmadım, ne yani omuru mu kırdım!

Ve böylece, uzun süre devam edecek olan koşusuz döneme girdim. Bir ay koşmadım, yürüdüm, koşanlara özendim, onlar koştu ben yüzdüm. Zaten doktor da yüzebilirsin demişti. Tedavimi hiç aksatmadım, doktor ne söylediyse yaptım. Ara ara bisiklete bindim ama ayaklarımın üzerinde hızlı hareket edememek beni çok üzüyordu.

Bir ayın sonunda “yavaş yavaş koşayım” dedim, koştum ve baktım ki – yok! Yine aynı yerdeyim, belim yine acıyor. En sonunda Ekim ayının başında tekrar doktora gittim. Bu kez MR çekildi ve doktor “iyileşmişsin aslında” dedi. Evet ama ben her koştuğumda “acaba?” diyordum ve sanki bir sızı hissediyordum. Doktorum “en iyisi bir ay daha koşma, sonra yavaş yavaş yumuşak zeminde koşmaya başlarsın” dedi.

eymir

O bir ay, 2 hafta önce bitti! Yavaş yavaş koşmaya başladım. Şimdilerde hala tedirginim, sürekli kendimi yokluyorum, uzun mesafeler koşmuyorum. Ve o “tamam artık geçmiş!” diyeceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum…

Aslında aradan geçen 5 ayda çok şey yaşadım. Bazı günler yaşadıklarıma lanet ettim, ağladım, kendime küstüm. Arkadaşlarımın başının etini yedim, “neden böyle oldu? Bir daha koşamayacağım galiba” diye. Onlar da her seferinde aynı cevabı verdi: “biraz sabır!”. Koşamamanın dışındaki mutsuzluklarla da kendimi yemeye-içmeye verdim. Yıllar yılı görmediği kiloyu gördüm!

Arada iyi şeyler de oldu. Mesela, akademik alanda çalıştığım konuyu koşu ile birleştirip, iki de makale yazdım. Birini Amsterdam’da Tasarım ve Duygular Konferansı’nda sunarken, diğeri International Journal of Human Computer Interaction dergisinden kabul aldı. Böylece, koşamadığım zamanlarda da yine bir şekilde koşunun içinde kalmayı başardım.

Koşamadığım için, hiçbir koşu yarışına katılmadım. Gitmek istedim ama gidersem daha çok üzüleceğimi düşündüm, vazgeçtim. Yarışlara giden arkadaşlarımı destekledim, onlarla gurur duydum! Hele bir Anıl var ki! Of! Amsterdam Maratonu’na hazırlanırken pek çok zaman yanındaydım ve Amsterdam’da maratonu 3:30 koşup da Boston Maratonu’na katılmaya hak kazandığında gözümden yaş gelmiş olabilir evet.

img_8832

En son dün akşam yine ODTÜ Kampüs’te koştum; korkarak, tedirginlikle. Uzun bir aradan sonra kampüste koşabildim ki benim için büyük bir şey bu! Ve sonunda, “keyif” duygusunu özlediğimi fark ettim.

img_0624

Bu yazımı çok uzatmak istemiyorum. Bu sabah mutlu uyandım ve bu yazıyı yazıp teşekkür etmek istedim. Belki yakın zamanda bir maraton koşamayacağım ama tekrar koşabilmek bile benim için mucize!

devrim

Bu süreçte bana destek olan tüm Ankara Koşuyor ailesine, Koşu Kadınları’na; Anıl’a, Ali’ye ve Can’a; koşmadığım zamanlarda beni yüzmeye motive edip depresyonumu azaltan İmren’e teşekkürü borç bilirim. Daha çok yarışlar olacak, nice maratonlar koşulacak!

Sağlıkla!

Armağan

Reklamlar