Sevgili Koşu Kadını Sayfası Okurları,

Farkındaysanız çok uzun zamandır bir yazı paylaşmadım, çünkü son bir yılda hayatımda çok fazla değişiklik oldu. Bunlardan en önemlisi ise, Hollanda’ya taşınmam oldu. Her ne kadar artık Ankara’da koşmasam da, spor yapmaya ve aktif olmaya burada da devam ediyorum. Buraya taşınalı 6 ay oldu fakat bu süreçte çok sık Türkiye’ye gidip geldim ve yeni insanla da tanışmaya devam ettim. Fakat ne yazık ki bundan sonraki süreçte eskisi kadar Türkiye’de koşamayacağım. Ancak bayrağı benden devralan arkadaşlarımla Ankara’daki faaliyetlerimize devam ediyoruz. Ben ise size bundan sonra Hollanda’dan sesleneceğim =)

Bu yıl Koşu Kadını olarak bir ilke imza atıyoruz ve Belek’te yapılacak olan Ironman 70.3 yarışına ekip olarak katılıyoruz. Ben ekibin yüzücüsü olacağım; bunu ayrı bir yazıya saklıyorum ama bu yazıda sizlerle ekibimizin koşucusu Azime’nin hikayesini paylaşmak istedim.

Sevgiyle,
Armağan


Azime’nin Hikayesi

Başlangıç

Zamanın birinde bir yerlerde 85 kilodan sonra tartılmayı bile bırakmış bir Azime vardı. Onun hikayesini yazma vakti gelmiş. Küçük bir sır. Koşu Kadını blogunu gördüğüm ilk gün bir gün buraya yazacağımı hayal etmiştim. Nasıl ve ne için olduğunu bilmiyordum ama bir şey bana Koşu Kadını olacağımı söylüyordu ve ben o sesin peşinden koşuyorum ve 18 Haziran Koşu Kadını olmamın 1.Yıl dönümü idi…

Hikâyenin başlangıcı pek çok insanla ortak. Bu kilolar bir şekilde gitmeliydi, ama bir türlü bu duruma kendimi hazır hissetmiyordum. Fotoğraf çekeyim çektireyim, çok severim, ama bir de baktım ki son zamanlara ait hiç boydan fotoğrafım yok. Kendimi epey ihmal etmişim. Soy ağacı genetiğimizdeki kolesterol yüksekliği, kalp ve şeker hastalıkları gibi konuların hayatım için arz ettiği öneme hiç değinmiyorum bile. Neden sıcak kanlı tatlış bir sülalem var diye yıllardır düşünürüm, Akdenizli olmamıza bağlardım, ondan değilmiş meğer hep şekerdenmiş. Babam da bıkmadan yılmadan tepemde “Canım yaş ilerleyince kilo vermesi daha da zorlaşıyor, orta yaşa iyi girmek lazım ki ilerleyen yaşlara daha hazırlıklı olalım, hem bak kimse de beğenmez bu kiloda seni” derdi. En çok hangi cümleden etkilendiğimi belirtmeme gerek var mı?

Girdim bir yola, yazdım kafama bir kere, bu işi bu sefer geri dönüşü olmayan bir yöntemle halledecektim. 2015 sonuydu uğraştım didindim 10 kilo verdim. 10 kilo insanı nasıl hafifletiyor! Resmen hareket kapasitem arttı. İş yerinde dahili sistemle kullandığımız telefonları kullanmamaya başladım. Herhangi birine bir şey mi sormam gerekiyor, üşenmiyorum kalkıyorum, o blok senin bu blok benim gidip geliyorum.  Bir de baktınız gidiyor üçer beşer kilolar. Sonra işi oyun gibi görmeye başlıyorsunuz. “Biraz da şu bölgeden versem, biraz da şuradan ohh ohh” diye diye bir yerde inatçı kilolara tosluyorsunuz. Hep derim çok şanslı kadınım. Ne zaman bir yerde sıkışıp kalsam, ne yapacağımı bilemesem ama yapmak istediğim şeyi içimde taaa derinde inatla çocuk hevesimle istesem karşıma biri çıkıveriyor. İşte tam da böyle bir durumda iş yerinde birimimize yeni bir arkadaş başladı. ‘’Ben sana yardım edeceğim; ama tek bir şartım var sözümden çıkmak yok.’’ Bilmiyor ki istediğim şey için yapamayacağım şey yok. 23 Nisan 2016 kendime en güzel doğum günü hediyesi vermek için başladık çalışmaya. Önümüzde 3 ay ve gitmemekte ısrarcı bir miktar kilo, karşılarında da ben…

Tüm bu mücadelelerin arasında, sokakta koşan insanlar görmeye başladım – algıda seçicilik böyle bir şey olsa gerek – Instagram’daki aramalarım beni Koşu Kadını sayfasına kadar getirdi. Yıllardır gönüllü faaliyetlerde toplumsal cinsiyet üzerine bir şeyler yapmaya çalışmışız. Gözüm döndü… Bir ‘’Kadın’’, iki ‘’Koşu’’ ve ben orada yokum. Ben bu arada evde koşu bandından inip bisiklete geçip pedallıyorum, pilates topu görüyorum ona dalıyorum, ah o atlama ipinin dili olsa da konuşsa yerden yere vurdum gıkı çıkmadı yani elime ne geçerse gözüm neyi keserse kan ter içinde spor yapıyorum.

Kilolar ikişer üçer yine gitmeye başladı. Demiştim ama ben onlara: ‘’siz hayatımdan geri dönmemek üzere gideceksiniz ve ben sizi hiç özlemeyeceğim.’’ Ben tabi her hafta Instagram araştırmalarına devam ediyorum. İçim gidiyor Eymir’in etrafında koşuyorlar. Ankara’nın sokaklarında rengarenk kıyafetleriyle yüzlerinde kocaman gülümsemelerle ve bol bol zıplayarak fotoğraflar paylaşıyorlar. Benim de zıplamalı fotoğraflarım olmasın mı? (Neden çok zıpladığımı bu yazıyı yazarken fark ettim).

Zamanı gelmiş ki daha fazla evde duramayacak kadar çok özendim. Planım 60 kilo fit bir halde onların arasına karışmaktı, ama kilo 63 ve fakat zaman geçip gidiyordu. Yapardım yapamazdım, koşardım koşamazdım; ya gülerlerse, ya kaybolursam, off hepsi ne kadar fit, ben koşarken nefes nefese kalıyorum…  Hepsini bir kenara bıraktım ve annemle koşu ayakkabısı almaya gittim, çünkü bu cumartesi o cumartesiydi ve ben bu cumartesi şehrin sokaklarında koşanlarla koşacaktım. Ayakkabı almaya gittiğimde, bize yardım etmek için gelen kişiye “en renkli en parlak ayakkabıyı istiyorum” dedim. Küçükken açık renk veya renkli spor ayakkabılarını çok beğenirdim, ama annem çabuk kirlenir diye almazdı, üzülürdüm. Nasıl içimde kaldıysa fosforlu yeşil koşu ayakkabısı aldım. Bendeki mutluluğu görseniz çok güler eğlenirdiniz.

Bir hafta önceden başlamıştı panik. Instagram hesabından mesaj atmaya karar verdim. “Ben koşuya gelmek istiyorum ama yapmam gereken bir şey var mı bilmiyorum?” Gelen cevap: ‘’ Yapman gereken tek şey buluşma saatinde buluşma yerinde olman, seni görmekten mutluluk duyarız.’’ Sahi hanginizdi bana cevap veren? Hayatımı değiştiren bir adımı her kimse bana cevap veren onunla birlikte ‘’o an’’ da attık.

Ekiple Koşuları
18 Haziran 2016 Cumartesi Saat: 08:00 Dikmen Vadisi Ankara…

Ayy yine rengarenkler başım dönüyor renklerden, tanıştık ısındık “Yürü Koş” ile başla istersen dedi Armağan. “Yok ya, ben evde koşuyorum” dedim. 8K ekibiyle koşmaya başladım ama öyle yeni geldim, arkada durayım takip edeyim falan yok, daldım en önden gidiyorum.

İkinci kilometredeki o minik rampayı çok net hatırlıyorum.  Ben nefese nefese, önce ikinci sıraya yavaştan beşinci sıraya derken baktım ben arkada onlar önümde güle oynaya koşuyorlar. Ben 8K’yı tamamlayıp döndüğümde ekip soğumalarını yapmış, “yeni gelen biri vardı nerde yahu” diye beni bekliyordu. Armağan yine tekrar etti. “Yürü Koş ile devam et haftaya zaten bize iki üç aya yetişirsin.” Galiba bazen dinlemek gerekiyor.

Nisan’dı Haziran’dı derken. Bizim bir doğum günü hediyesi işi vardı. İşte doğum günüm!!! Hayatımın en güzel doğum günü hediyelerinden birini kendim vermiştim. Hem de emek vererek, mücadele ederek, inanarak, isteyerek, keyifle…  Ve ben 60,1 kilo gelmiştim tartıda. Tam 60 olmadı diye hiç üzülmedim çünkü o 100 gram en güzel 100 gramımdı. Gramını sevdiğim dünya…

Merhaba koşu dünyası ben geldim. Güle Güle 25 kilo, mümkünse bir daha karşılaşmamak dileğiyle.

Cumartesi sabahları gelmek bilmiyordu. Çok güleceksiniz belki ama daha fazla içimde tutamayacağım, bir süre Cuma geceleri uyuyamadım. Ya geç kalırsam, ya koşamazsam, ay uyumadan buluşma yerine bir daha bakayım, saate kaç yazmışlardı 7 mi 8 mi?… Nasıl mutluyum sabah buluşmaya giderken, sanki hayattaki tek motivasyonum buymuş gibi, Cumartesi olsun da hep beraber koşalım sonra da doğru kahvaltıya ya da kahve içmeye.

Ve yine tatsız tutsuz gerçekler: Azime sadece haftada bir gün gölü turlayarak, zamanla daha rahat koşabileceğine nasıl inandın gerçekten şaşırıyorum sana. Baktım olmayacak açtım Koşu Kadını’nın bloğunu, başladım okumaya. Okudukça, ilk önce hedef koymaya karar verdim, sonra da kendime uygun bir program edinmeye. Aylarca yürü-koş yaptım Cumartesi ekip koşularında. Gururla yazıyorum ki Nisan 2017’de ilk sertifikalı YÜRÜ – KOŞ grubu mezunu oldum. Çünkü artık koşabiliyordum. Başarmıştım. Küsüp pes etmemiştim, inatla ısrarla inandım olacağına.

Her Cumartesi kalabalık bir ekiple koşuyorum. Hele bir de koşuya yeni başlayan biriyle tanıştıysam değmeyin keyfime. Bana kendimi hatırlatıyor, yapamayacağım dediğim zamanların üstüne merhem gibi incecik sürüveriyorum. Azime sen neler yaptın, düşün ve asla unutma iki kilometre bile koşamazken bugün yarı maraton koşma hayali ile başlıyorsun her güne. Ne giyeceğini, ne yiyeceğini bilmezken şimdi insanlarla neler yaptığını paylaşıyorsun. 10 kilometre koşup bütün bir Cumartesi’yi evde yatarak geçirirken, artık haftada 30 -35 kilometre koşmak senin günlük yaşamını etkilemeyecek bir hale geldi. Cumartesileri herkesler uyurken, gidip 10Km koşup, evime gidip, ailemle kahvaltımı yapıp, kendime zaman ayırıp kitabımı okuyarak, yazılarımı yazarak akşamı edip, akşam da kendimi sokaklarda gezerken buluverdim. Oooo daha da keyiflisi: Diyelim ki şehir dışına çıktım o minnoş koşu ayakkabılarım ve kıyafetlerim hemen valizde yerlerini alıyorlar. İnsan üzerinden kilolarını atınca valizde de her şeye yer bulabiliyormuş.

Düzenlenen yarışlara gidiyorum. Gözünüzün görebildiği her yerde koşu kıyafetlerini giymiş yüzlerce binlerce insan, sağımdan solumdan geçen koşucuların oluşturduğu esintiye bırakıyorum kendimi.  Yeni insanlara tanışıp onların koşu hikayelerini dinliyorum.

Veee Azime Ironman 70.3’de!

Sabaha kadar yazarım da şimdi bunaltmayayım. Buraya asıl yazma sebebime gelelim. Evdeyim uzanmışım kitap okuyorum, Armağan’dan mesaj geldi. “Azimeeee Ekim’e kadar 21 kilometre koşabilir misin?”. Sonrasında 3 Koşu Kadını, işte buradayız. Hatta tam ben bunları yazarken kayıt ve konaklama işlemlerimiz hallediyoruz. Minik kalbim çok hızlı çarpıyor, gözlerimde ufacık yaşlar var, gözlerimi kapatıp kendime soruyorum. “Gerçekten yapıyor muyuz?” Cevap vermeme gerek kalmıyor haftalardır susmadığımız Whatsapp konuşmamızdan geliyor: Yapıyoruz!

3 KOŞUKADINI VE IRONMAN hikayesi de zamanı geldiğinde buralarda bir yerlerde yerini alacaktır.

Son Söz
Kanatlanıp ilk defa uçan bir kuş gibiyim. Bugün tam onuncu haftayı sağ salim ve mutlu bitirdim. Her hafta bedenimdeki değişimleri hissedebiliyorum ve her seferinde hayalime bir adım daha yaklaştığımı görebiliyorum. Ve çok şanslıyım tüm bunları tek başıma yapmıyorum. Ankara Koşuyor ve Koşu Kadını’ndaki tüm arkadaşlarımın desteğini alıyorum. Antrenmanları paylaşıyorlar aralarında, “ben sana şu gün destek olurum” diyorlar. Ben arıyorum “bunun için yardıma ihtiyacım olacak” diyorum, “yapacağız beraber” diyorlar. Bunalıma sürüklenecek oluyorum 3-KOŞU KADINI hemen bir tık uzağımda hemen silkinip kendime gelmemi sağlıyorlar.

Benim bu süreçte öğrendiğim ise şudur: Vazgeçmeyin, inat edin, ısrar edin, pes etmeyin, inanın, emek verin, hayal edin ve bol bol gülün.

Sevgiyle,
Azime B.S.

Reklamlar