Takip ettiyseniz, geçtiğimiz hafta sonu, Gloria Ironman 70.3’te, 3 Koşu Kadını takımı olarak yarıştık. Ben bu takımın yüzücüsüydüm. Nasıl cesaret ettim, nasıl başladım ve tüm takımın yarış deneyimi önümüzdeki hafta bu sayfada olacak. Fakat ondan önce, benim biricik yüzme sırdaşım ve destekçim İmren’den bir yazı yazmasını rica ettim. Ve fark ettim ki, ohoooo kaçyüzbin fırın ekmek yemem gerekiyor! İmren’in bu yazısından, kendime çok fazla ders aldım. Umarım sizin için de ilham verici olur!

Sevgilerle,

Armağan


Merhaba! Ben İmren, Koşu Kadını’nın yüzücü arkadaşı, yüzme hevesinin destekçisi, başarılarının takipçisi. Daha önce şu yazıda sakatlık hayatımdan bahsetmiştim. Bu kez dilim döndüğünce yüzme hayatımın neresinde ve neden var size onu açıklamak istiyorum.

Yazıya başlamadan geçen sezonda ne kadar yüzdüğüme şöyle bir baktım. Elit seviye yüzücülere göre oldukça az, ama amatör bir sporcuya göre hatırı sayılır bir mesai var. Antrenman yaparken kullandığım Garmin saat verilerine göre, mesela 2016-2017 sezonunda 232 saat yüzmüşüm, 130714 kcal enerji harcamışım ve 615 km yol gitmişim. Şimdi bu mesafeleri biraz anlamlandıralım. 232 saati antrenman öncesi-sonrası süreleri de ekleyerek 650 saate tamamlarsak ve günlük uyku süresini 7 saat olarak alıp bana yaşama için kalan süreyi 17 saat olarak bırakırsak, yaklaşık 38 gün yapıyor.

38 günde neler yapabilirdim? Klasik cevaplara, aile meselesine hiç girmiyorum. Yapmak istediklerim listesinin en janjanlı elemanlarıyla giriş yapmak istiyorum. Pilot lisansı alabilirdim mesela. Hususi Pilot Lisansı (PPL) alabilmek için 45 saat uçmak ve teorik dersleri tamamlamak gerekiyor. Teorik kısım için biraz avantajlı olduğumu (uçak mühendisiyim) ve fiziksel şartlarıma göre günde 3.5-4 saat ortalama ile uçabileceğimi varsayarsak iyi bir tahminle 15 gün uçarak ve kalan sürede teorik sınavları hallederek PPL alabilirdim. 38 günde Yelken hocamın hep hayali olan kompozit yelkenli gövdesini veya ana direği bitirebilirdim (kompozit gösterge panelini 3 günde sıfırdan yaptığımı referans alıyorum), yelken hocalığı eğitimini başlayıp bitirebilir, açık deniz seyri yapabilirdim (Yelken hocam Benhür umarım okumaz).

Mesafeyi referans alacak olursak Kızılırmak’ın bir kısmını yüzebiliyorum. 130714 Kcal için ile şöyle bir hesabım var: yaklaşık 152 KWh enerji ürettiğimi (harcadığımı) ele alırsak, elektrik faturamın üzerinde yazan 2 KWh günlük tüketim ile 76 günlük elektrik ihtiyacımı karşılayabiliyorum (haydi enerji kayıplarını düşünelim 70 gün olsun). Tabi ki saat verilerine katıldığım yarışları, gezdiğim şehirleri de eklersek sayılar biraz daha büyüyor.

Bu saçma hesaplamaları ve sayıları bir kenara bırakırsak harcadığımız zamana, enerjiye ve mesafeye toplamda “hayat” diyoruz. 5 yaşından ve kendimi hatırladığım tüm zamanlardan bildiğim tek şey yüzmek! Yüzmeye göre hayatımı ayarlamak, yüzme öncesi-sonrası rutinleri, sürekli yüzmeye yetişmek, yüzmeden geç çıkmak, yüzmek için erken uyanmak. Bazen yüzememek de dahil olmak üzere günlük hayatımın her zaman bir parçası oldu.

Yanlış anlamayın bir pişmanlık yazısı değil bu, aksine eski verilere baktığımda ne kadar az yüzmüşüm dedim. Bu yazı aslında “Neden hala yüzme?” sorusunun kişisel cevaplarını içermekte.

“Neden hala yüzme?” sorusu ise gerçekten bence üzerinde konuşulması gereken bir konu. “Hala” yüzen o kadar çok kişiyiz ki! Son yıllarda gittiğim çoğunlukla açık su yarışlarında ve diğer master organizasyonlarında görüp çok şaşırdığım insanların yüzme yarışlarına olan inanılmaz ilgisi ve müsabık yüzenlerin geniş yaş aralıkları. Master kategorisi hızla Türkiye’de değer buluyor ve çok kaliteli organizasyonlar yapılıyor. Beni şaşırtan asıl şey bu organizasyonlara katılan insanların, yarışlara gösterdiği ciddiyet ve arka plandaki antrenman kalitesi oldu. Belki şu an okuyanlar benim gibi uzun yıllardır yüzüyorlar ve benzer duygular içerisindeler, belki yüzmeye müsabık olarak yeni başlayacaklar ve çok hevesliler, belki de çocuklarını yüzmeye başlatmak gayesindeler. Ben bu soruyu herkes için soruyorum “Neden hala Yüzme?”

 

Bu sayfalarda dolaşıp bu tarz yazıları okuyan bizler, sadece sağlık için spor yapanlardan biraz daha fazlasını hedefliyoruz. O yüzden kendimizi tanıyarak yazıyorum bu satırları. Yüzme sporu müsabık olarak yapılabilecek zor sporlardan biri. En fazla mesainin harcandığı ve karşılığında en az gelişimin görüldüğü bir branş (diğer sporlar ile ilgili çok bilgi sahibi olmadığım için çok fikir beyan etmek istemem). Bu nedenle motivasyon kaybına ve bırakılmaya en açık branşlardan ve etrafımda birçok daha üniversite öncesinden bırakan arkadaşım, tanıdığım yüzücü var.

Ben neden bırakmadım?

  • Başlarda da söylediğim gibi en iyi bildiğim şeylerden biri yüzmek. Hayatta hep rutinimin bir parçası oldu. Yüzmeden hayat nasıl devam eder çok bilmiyorum. Yüzme her zaman kaçış noktam oldu. Profesyonel hayat bir yandan akıp giderken ve hayat gün geçtikçe zorlaşırken, antrenman yapmak kendime verdiğim en iyi ödül, en kolay kendimi iyileştirme yöntemi. Hayattaki asıl odaklarımdan 1.5 saatliğine uzaklaşmak ve başka büyük dertlerim, düşünecek konularım yok gibi en büyük derdimin antrenman setini nasıl çıkartacağım oluşu, bir sonraki 200m de aynı süreyi gelebilecek miyim diye stres olmam, önümdeki arkadaşımın farkı açıp açmadığına bakmam, kol saymam, süreyi kontrol etmem, nefesime odaklanmam her zaman kafamdaki sorunlardan, yorgunluklardan beni uzaklaştırdı. Büyük ihtimalle birçok hobi / spor yapan kişinin hissettiği tatmindir bu. Bendeki yüzme odağının ve antrenman disiplinin değişmemesi ise alışkanlık diyebilirim. Ben yüzmenin bu formuna alışkınım ve bu formundan keyif alıyorum.

  • Hala müsabık olma hevesim, yarışlara katılmamın sebebi de yüzmeden alacağımı henüz alamamak. Aslında bırakan arkadaşlarımın bir kısmının sebebi artık sıkılmış, istediği noktaya gelmiş (veya gelemeyeceğini anlamış) olmak. Maalesef, benim yüzme hayatım sakatlıklar, ameliyatlar, ara verip geri dönmeler ile dolu olduğu için hiç istediğim gibi yüzemedim. [Sakatlıklar yazısı bu blokta daha önce detaylı yazdığım bir hassasiyetimdi, o yüzden çok detaya boğmak istemiyorum] Hep zorunlu ara vermelerin ardından aslında yüzmeyi bırakmak için sağlam sebeplerim vardı, çünkü her geri dönüşümde daha geriden başlıyordum ve belki de bıraktığım noktaya tekrar gelemeyecektim ama içimden bir his hiçbir zaman bıraktırmadı. Kalıcı sakatlıklar antrenman tarzımı değiştirmeme sebep oldu, eskisi kadar hızlı yüzemiyordum veya patlayıcı güç antrenmanları yapamıyordum. Ben de uzun mesafe antrenmanlarına başladım. Açık su yarışlarından da keyif aldım. Kısaca hayatın beni zorladığı noktalarda inat edip mutsuz olmaktansa kendimi değişime zorladım. Ama yüzmekten (benim bildiğim, alıştığım formuyla müsabık olmaktan bahsediyorum) vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Sadece katıldığım yarışların çerçevesini kendim çizdim. Yüzebildiğim dereceye uyan yarışlara girdim. Kendi havamda kaldım diyebilirim. Yarışların tabi ki bu seviyelerde amacı, verdiğiniz antrenman emeğinin karşılığını görmek, kendi fiziksel kapasitenizi test etmek, nerede zorlanıyorsunuz onu anlamak oluyor ve hala birilerini geçebiliyorsunuz.

  • Asıl ve en önemli sebebi yüzme sporunun ortamı. Dönem dönem farklı ortamlarda da bulunsam, hep hissiyat olarak bir şeyler eksik kaldı. Bunu yüzmenin ortamı daha iyi veya diğerleri kötü olarak söylemiyorum. Benim alıştığım ortam olduğu için belki. Havuza girdiğinizde yıllar sanki hiç geçmemiş gibi hissediyorsunuz. Hep aynı olan, aynı kalan, insanlar değişse de değişmeyen şeyler var. Kıyafetlerinizi, arabanızı, saatinizi değil sadece yaşınızı, konumunuzu, mesleğinizi de dışarıda bırakıyorsunuz. Belki de normal şartlarda yan yana gelmeyecek insanlar aynı takımda yüzüyorsunuz. Kilometrelerin 50 metre mesafeli iki duvar arasında kat edildiğini düşünürsek, o iki duvar arasında kilometrelerce gördüğümüz şeyin sadece su olduğunu mu söyleyebiliriz? Benim en yakın arkadaşlarım, en eğlendiğim insanlar, çok sevdiklerim hep o 50 metrelik mesafeden çıktı. En güzel anıları, komiklikleri, rezillikleri, bazen tatsızlıkları, ayrılıkları hatta ölümleri o insanlarla paylaştım. Instagram halinden bağımsız gerçek “hayat” tüm güzellikleri ve zorluklarıyla karşımızdayken en büyük destekleri bana yüzücü arkadaşlarım verdi. Çünkü bazen bu saatlerce konuşmaktan, dertleşmekten kıymetli olan “yüzemeyeceğim galiba” dediğin anda birinin sana “haydi, yüzersin” demesi.

Hala yüzen, yüzme için sebepleri, hedefleri olan o kadar çok kişiyiz ki! Aslında bunca sözden önce yüzmeyi seviyoruz. Bize hissettirdiklerini, bizi zorlamasını, hala heyecanlanmayı, kaygılanmayı seviyoruz. Hiç mi canımız acımıyor? Can acıtan kısmına tek bir örnek vereyim.

Uzun bir ara verdikten sonra suya ilk girişten bahsedeyim size. Kendinizi duvardan iterken, “ne özlemişim yahu” dersiniz, ilk 25 metreye kadar “iyi ya çok kötülememişim”, 50 dönüşüne yaklaşırken “aa hafiften kollarım mı ağrıyor”, takladan sonra “ayak vurmalıyım biraz daha”, 75’e yaklaşınca “neden nefesim arttı bu kadar, kollarım koptu ya”. Bitirdiğinizde daha ilk 100m bitmiştir ve canınız acıyordur. O ilk antrenmandan sonra vücudunuzdaki her kas ağrıdan kırılıyor gibi hissedersiniz. O kırılma hissi uykunuzu bile kaçırır. Belki de zorlayarak 1500m ancak yüzebilmişsinizdir. Çok mu mutsuz oluruz? Umutsuzluğa mı kapılırız? Hayır, ben aptal aptal sırıtırım genelde. Çünkü geri dönmüşümdür. İlk antrenmanı atlatmışımdır, tekrar başlangıcın en zor kısmı bitmiştir. Şimdi her şey daha kolay olacaktır. Bilirim.

Kimse bana güzel şeyler “acısız” veya “kolay” olacak demedi. Ben de demiyorum. Bu satırlara kadar okuduysanız belli bir samimiyetimiz oluşmuştur. Yalan da söyleyemem. Bazen çok canınız acıyor ve çok zor. Önemli olan bunu göze alabilmek ve bundan keyif alabilmek. İnsanlar bana başarılarımı sorduklarında onlara anlatacağım büyük yüzme madalyalarım, rekorlarım yok belki. Benim için en büyük başarım yüzmeden hiç vazgeçmemek ve her geri dönüşümde kazandıklarım, dayanıklılığım, arkadaşlarım, hatıralarım…

İmren.

Reklamlar