Merhaba! Ben Sevgi Ceyda.

Koşu Kadını hayatıma girdi gireli, devamlı farklı maceralar peşindeyim. Bir sürü yeni insan girdi hayatıma, yeni şehirler, yeni yarışlar, yollar yetmedi, patikalar çıktı, mesafeler her geçen gün arttı.

Eylül 2016’da benim İstanbul’a, Koşu Kadını (buradan sonra KK diyeceğim) kurucusu Armağan’ın da Hollanda’ya taşınmasına rağmen, tabi ki KK devam ediyordu. Ankara, İstanbul, Hollanda. Sınırlarımız genişlemişti ama iletişimimiz daha kuvvetlenmiş, KK’lar olarak bağımız güçlenmişti.

Ben ve benim gibi bir süredir koşan KK’lara artık sadece koşmak yetmiyordu. Yeni arayışlara girmiştik. Ironman70.3 Takım yarışı bizim için mükemmel bir fırsattı! KK’lar arasında az da olsa, bisiklet geçmişi olan ben vardım. Ve bir akşam, Armağan’dan o can alıcı mesaj geldi!

“Sevgi, Ironman70.3 Relay etabının bisikletini yapar mısın?”
Spor konusunda yeni “challenge”lara hayır dediğimi gören/duyan var mı? Zaten, ilk maraton yarışım sonrası, koşudan zihnim ve bedenim yorulmuştu. Biraz ara vermeyi istiyordum. Bisiklet için mükemmel bir zamandı!

Evet Ironman’de KK takımı olarak yarışmaya varım! Ama ufak bir problem var. Yarış bisikletim yok. Bir bisikletim vardı ama bu hibrid model şehir bisikletiydi ve yarışa uygun değildi.

Mayıs başında başlayan bu mesajlaşmalar sonucu başlayan bisiklet araştırmam, 19 Mayıs Cuma günü Scott Contessa marka bisikletimi almamla mutlu sona ulaştı. Neden bu marka ve model diye sorarsanız eğer, cevabım basit: kadro boyu (48cm) bana uygun modeller çok sınırlıydı. Hatta sadece 2 tane bulabilmiştim. Scott Contessa onlardan birisi, en uygun olanıydı.

Kask, suluk ve gözlük vardı bende. Ama kilitli pedal ve bisiklet ayakkabım yoktu. Haziranın ilk haftası bu eksikleri de tamamlayıp 7 Haziran’da ilk kilitli pedal deneme sürüşümü yaptım. 2 kere düştüm.

Haziran-Eylül arası; 4 ay antrenman sürem vardı. İlk iş, bir antrenman programı oluşturmak! Biraz araştırma yaptıktan sonra meselenin düşündüğümden daha karışık olduğuna karar verip, tecrübeli arkadaşlarımdan destek almaya karar verdim. Geçen yıl Ironman’de bisiklet etabını yapan Kubilay, benimle her hafta başında örnek program paylaşmaya, hatta beslenme ve sürüş güvenliği hakkında tavsiyelerde bulunmaya başladı. Tüm sürüşlerimi Gökhan (eşim) ile birlikte yapıyordum. Özellikle ilk 2 ay gayet temkinli bir şekilde, nispeten düşük tempoda, kuvvet, dayanıklılık geliştirmek üzerine çalıştık. Ve tabi ki, bisiklete alışma, onunla “bir” olabilme hissi. İncecik 2 tekere güvenebilme…

2 ayın sonunda, evet artık alıştım bisikletime dediğim bir gün, düştüm… Kötü düştüm üstelik. Bozcaada’da virajı alamayarak savruldum. Yalnızdım… Hemen Gökhan’ı aradım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Sol kolum sıyrılmıştı. Sol dizim ve kalçam acıyordu. Savrulduğum yer çamur, toprak arasıydı. Şanslıydım. Kaskım beni güzel korumuştu. Sağlık ocağındaki ilk pansuman sonrası, bir süre bisiklete binemeyeceğimi anlamıştım. Canım acıyordu ve daha da önemlisi, çok korkmuştum. Nasıl savrulduğumu tam olarak hatırlamıyordum ama o virajda yaşadığım korku duygusu çok netti.

Neden düştüğümün bir kaç sebebi vardı:

  1. Frenleri yanlış kullanıyormuşum. (bunun farkında bile değildim)
  2. Viraja hızlı girdim.
  3. Viraja tedirgin girdim. (Ada’daki 2.turumdu ve ilk sefer o virajı aldığımda virajın ne kadar keskin ve tehlikeli olduğunu düşünmüştüm.)

O günden sonra, teknik açıdan zayıf olduğumu ve okuyarak/videolar izleyerek kendimi geliştirmem gerektiğine kadar verdim. Bisiklete binmek, pedalları çevirmekten çok daha fazlasıydı.

Yokuş inme, yokuş çıkma teknikleri, ayakta pedallamanın püf noktası, keskin virajlarda nasıl dönülmesi gerektiği, itme ve çekme kuvvetinin önemi, rüzgara karşı aerodinamik sürüş tekniği… Tüm bunlarla ilgili okuyor, videolar izliyor, forum paylaşımlarına bakıyordum.

Kazadan bir kaç hafta sonra, takım arkadaşlarım ve Gökhan’ın aldığı trainer hediyesi bana mükemmel bir motivasyon oldu. Bazı günler sabah 5’de kalkıp 1 saat trainerda bisiklete binip, daha sonra saat 7’de servise binmek üzere evden çıkıyordum.

Ağustos ve Eylül artık işlerin ciddileştiği, mesafelerin ve yol sürüşlerinin arttığı aylardı. Hafta sonu uzun sürüşleri 45K’dan 60-75K’ya çıkmıştı. Havalar aydınlıkken Maltepe Velodrom’da yaptığım interval ve tempo antrenmanlarını Eylül ayında hafta içi trainer’da yapmaya başlamıştım.

24 Eylül’de katıldığım Gran Fondo Marmara 110K yarışı bana hem mükemmel bir yarış tecrübesi kazandırdı hem de sınırlarımı zorlayarak kapasitemi görmeme yardımcı oldu. 4 saat 20 dakika boyunca durmadan pedallamış olmanın sarhoşluğuyla, sonunda kendimi Gloria Ironman 70.3’e hazır hissediyordum.

Performans olarak hazır hissetmeme rağmen, teknik açıdan hala hazır değildim. Lastik değiştirmeyi bilmiyordum! Gökhan’dan ilk ipuçlarını aldıktan ve bir kaç youtube videosu izledikten sonra başladım lastik tak-çıkar seanslarına. Dış lastiğim sertti ve sahip olduğum levye ile açamıyordum. Yeni levye aldım. 5-6 tak-çıkar denemesinden sonra, hazırdım. Minimum 15 dk’mı alırdı lastiği değiştirmek ama en azından artık fikrim vardı.

Gloria Ironman 70.3’e doğru…
Gloria Ironman 70.3 öncesi son haftayı olabildiğince rahat ve güzel beslenerek geçirdim. Öncelikli hedefim 90K’yı kazasız, belasız bitirmekti. Bu sene bisiklet parkurunun değişmiş olması  ve katılımcı sayısının iki katına çıkmış olması beni biraz korkutuyordu.

Yarıştan bir önceki günü kafamdaki sorular ve sahip olduğum bilinmezliklerden dolayı beni iyice heyecan sarmıştı.

Cumartesi sabahı kısa bir bisiklet sürüşü ve kontrolleri sonrası Gloria Sports Arena’ya kitlerimizi almaya ve briefing session’u dinlemeye gittik. Heyecanım giderek artıyordu. Bununla beraber kafam karışıyordu. Draft yapmanın cezaları, “penalty points” sistemi, 2 tur atacağımız rota, hangi istasyonda ne verileceği, teknik destek ekibinin olması vs gibi konular bu toplantıda açıklığa kavuştu.

Triathlon sporunun sahne arkası düşündüğümden çok daha karışıkmış. 3 farklı torba, mavi-beyaz-kırmızı, çip değişimi, bisikletleri alacağımız/koyacağımız yer… Düşünecek şeyler çoktu. Geçmiş yıllardan deneyimli arkadaşlarımızın da desteğiyle sonunda her şeyi kafamızda netleştirmeyi başardık.

Bisikletimin son kontrollerini yaptıktan sonra, kendisiyle vedalaştım ve ertesi gün görüşmek üzere 1853 numaralı yerine bıraktım.

 

O gece yatakta gözümü kapattığımda Armağan’ı bana doğru koşarken görüyordum. Ellerim heyecandan titrerken çipi çıkarıp kendime takmaya çalışıyordum. O başlangıç anı beni korkutuyordu. Sonra bisikletime atladım mı, rahatlıyordum :=).

Gloria Ironman 70.3 sabahı
Sabah kahvaltısında, (uzun koşu ve bisiklet antrenmanları öncesi gibi) rutinimden şaşmayarak 1 dilim tereyağlı kepek ekmeği üzerine yarım muz dilimledim ve bol tarçınla yedim.

Yarış anı için yanıma; 3 jel, 1 protein bar ve 2 kuru kayısı aldım. Ve tabi ki 2lt’ye yakın miktarda su.

Takımca yüzme başlangıcına gittik. Yüzücümüz, kaptanımız Armağan’ı uğurladıktan sonra ben kendi hazırlıklarımı tamamlamak üzere bisikletimin yanına gittim.

Ayakkabı, güneş kremi, ceplere jellerin yerleştirilmesi, kask, gözlük… her şey hazırdı. Ve en heyecanlı bekleyiş başladı. Yaklaşık 30 dakika olmuştu yüzme startı verileli. Profesyonel atletler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. “Relay yüzücüleri en geriden start aldığı için daha vaktimiz var” diye düşünürken bir relay yüzücüsünün gelmesi hepimizi şaşırttı.

Çok geçmeden, Ankara Koşuyor erkek takımı yüzücümüz Sercan gözüktü. Gökhan’la çip değişimini hızlıca yaptılar ve hop Gökhan’ı uğurlamış oldum bisiklet etabına. Şimdi kalmıştım yalnız. “Armağan geldi, gelecek. Bak bu kişiden sonra kesin Armağan geliyor. Şu siyahlı Armi mi acaba?” gibi sorularla beynimi oyalamaya çalışırken, beni iyice stres sarmıştı. Tam “bir şey gelmemiştir başına herhalde” diye bir düşünce içindeyken Armi gözüktü. Hızlı bir çip değişiminden sonra, kaptım Blue Diamond’ımı ve kırmızı çizgiyi geçene kadar (bisiklete binebileceğim alan) koşmaya başladım. Kalbim küt-küt. O an Can ve Azime’nin sesini duydum “Haydi Sevgi, bas bas”. Ve bıraktım kendimi…

Benim etabım asıl şimdi başlıyordu. Ama rahatlamış hissediyordum kendimi. Güvende hissediyordum.  Parkuru tam bilmiyordum. Ama düz yol olduğunu ve ara ara rüzgarla mücadele edeceğimi biliyordum.

Toplam 4 istasyon vardı önümde. 1 ve 2.sinde durma planım yoktu. Suyum ve jellerim beni idare ederdi. Ama 3.istasyonda durup su değiştirmeyi planlıyordum. Son istasyonda da enerji durumuma göre karar verecektim.

Benimle yakın zamanlarda bisiklet etabına başlayan bir kaç sporcu vardı. Yalnız olmamak güzeldi. Arkamdan gelen beni geçenler çok oldu başta. Numaralarına bakıyordum. Acaba tek yarışan atlet mi yoksa relay takım üyesi mi. Geçenlerin hepsi Ironman70.3’ü tek başına yapan sporculardı. “Vay be! Yüzmeden sonra hala nasıl bir enerji” diye aklımdan geçirip, hepsini tebrik ediyordum içimden. Özellikle ilk 20K pek kadın bisikletçiye denk gelmedim diyebilirim. Ama ne zaman görsem, motive oluyorum ve “hadi Sevgi yetişmeye çalış. Zorla azcık kendini” diyordum.

Briefing’de anlatılan kurallar kafamı biraz karıştırmıştı. Önümdeki birini geçmek için belli bir saniye vardı. Kaçtı hatırlamıyorum. Eğer o sürede geçemezsem tekrar hızımı düşürüp arkasına geçmem gerekiyordu yoksa yolunu kesmeden kural ihlali oluyordu. Ah bir de drafting vardı tabi. Başta bir sefer 2 kişinin arkasına denk geldim. Acaba drafting yapıyor muyum? Kontrol eden var mı? Diye düşünürken ben, bir baktım o iki kişi farkı açmış. Düşünmeme gerek kalmamış.

10K’da espressolu favori jelimi yedim. Daha yeni başlamıştık ama bu tatlı motivasyona ihtiyacım vardı :=).

18K’ya kadar rahat, kendimi çok zorlamadan geldim. Kendimi biliyordum. Özellikle 60K’ya kadar dikkatli olmalıydım ve enerji saklamalıydım.

18K sonrası, sağa kıvrılıp, 2 kez gel-git yapacağımız yola geldim. Ve rüzgara çarptım! Ben ileriye gitmeye çalışırken sanki geriden birisi beni çekiyordu. Bisikletin kontrolünü kaybetmeye yaklaştığım, uçacağımı sandığım anlar bile oldu.  En sağdan sakince ilerlemeye çalışıyordum. O esnada arkamda sanki motor sesi bir ses duydum.  Soluma dönmemle o sesin aslında beni sollamakta olan bir bisiklete ait olduğunu anladım. Aerobarın üzerine yatmış, o kadar rahat pedallıyordu ki… Aynı rüzgara karşı geliyorduk, ama o bunu çok kolaymış gibi gösteriyordu. Biraz moral bozukluğu yaşasam da, kendimi böyle sporcularla karşılaştırmanın saçma olduğunu düşünüp ben yoluma devam ettim :=). Aynı yönde bir sefer daha gideceğimi düşünüp enerjimi asıl ikinci tura saklıyordum.  Ve o sırada karşı yoldan gelen kocamı gördüm! Gökhaaaan! Diye bir çığlık kopardım. Bu git-gel olayını sevmiştim :=)

Kafamdaki plana sadık kalıp, 29K’da bulunan 2. İstasyonu da hızlıca pas geçtim. Yaklaşık 32K’da protein barımdan bir parça yedim. Keskin bir dönüş vardı. Dönüşler/virajlar beni zaten korkutuyordu, hiç riske girmeden hızımı olabildiğince düşürüp sakince döndüm. Ve o an yüzüm güldü. Rüzgar artık arkamdaydı! 2 tura başlayana kadar rahattım! Ve o mutlulukla bastım pedalıma!

Düz yolda hiç yapmadığım hızı yaptığımı görünce ve bu hızı 5-10K boyunca sürdürdüğümü görünce moralim iyice yerine geldi.

O sırada yolun sağında 2-3 kişiyi lastik değiştirirken gördüm. “Yolu yarıladın Sevgi, hadi iyi düşün. Hiçbir şey olmayacak lastiklerine güven” diyerek evrene iyi mesajlar göndermeye başladım.

2.tura başladığımda gene gözlerim Gökhan’ı arıyordu. Gökhan’dan önce Ankara’dan arkadaşımız Kubilay’la karşılaştık. O beni gördü ve “Bravo Sevgi” diye bağırdı. O an birinin ismini söylemesi ve seni desteklemesi o kadar müthiş bir motivasyon ki… Çok geçmeden, Gökhan’ı gördüm. Gülümsedim…

55K’daki 3. İstasyona yaklaşıyordum. Planım, biten suluğumu atıp, yerine izotonik içecek almaktı. 2. Suluğum olduğu gibi duruyordu. 1 su, 1 izotonik beni yarış sonuna kadar idare ederdi. 3. İstasyonda yavaşladım ve bir gönüllüden kaptım izotoniği. Rüzgarla mücadele de artık bitmişti. Keskin virajdan sonra, bir jel daha aldım ve başladım keyifli kısma.

60K bitmişti. 2 saati geçmişti bisiklet üzerindeki sürem. Sele ağrısını popomda iyice hissetmeye başlamıştım. Bir öne, bir geriye kıpraşmaya başlamıştım selede.

Son 30K kalmıştı. Kafamda süre hesaplamaları yapmaya başladım. 3 saatten fazla olacaktı sürem. “Acaba 3.30’un altında gelir miyim?” diye düşünüyor, ona göre hesaplamalar yapıyordum. Evet evet bu tempoda gidersem 3.20’nin altında bile bitirebilirdim.

Azime’yi düşünüyordum. Ne heyecanlıdır şimdi diye. Hadi Sevgi bekletme artık daha fazla. Armağan’da seni sistemden takip ediyordur kesin elinde telefon. Hızını düşürme sakın bak merak ederler.

75K’da yorgunluğum artmaya, sele ağrısı iyice kendini belli etmeye başladı. Gökhan da bitirmiştir herhalde diye düşündüm. Acaba bekliyor mudur beni? Protein barımın son lokmasını da ağzıma atıp, son gücümle basmaya başladım. Daha fazla bekletmemeliydim Azime’yi.

Son dönüşte Gökhan’ın sesini duydum. Kırmızı çizgiye gelince attım kendimi bisikletten. Bacaklarım titriyordu. Yaklaşık 300m mesafe vardı bisikletimi bırakacağım yere. O 300m devamlı içimden tekrar ettiğim cümle: “Önce bisikletini asmalısın, sonra Azime’yi bulup çipi değiştir. Güneş gözlüğünü de vermeyi unutma!” Bacaklarım ellerim titriyordu bisikleti asmaya çalışırken. Benim titrek bacaklardan Azime hızlıca çipimi çıkardı. Gözlüğümü unutma! Dedim ve kafasına taktım. Ve Azime başladı koşusuna.

Armağan da ordaydı! İlk sorusu “Nasılsın?” oldu. “Düşmedim, lastiğim patlamadı. Bitirdim!” dedim sevinçle! Ve attım kendimi yere :=).

Toplam süre: 3:18! Olmayan hedef tutmuştu 😉

Ironman 70.3 Finish’inde 3 Koşu Kadını
Bisiklet üzerinde yaşadığım heyecandan fazlasını, Azime’yi koşu esnasında takip ederken yaşadım. Takım yarışının asıl güzelliği işte bu. Sen kendine inanıyorsun, güveniyorsun ama sana senden fazla inananlar da var!

Azime son 1K’sine girdiğinde Armağan’la kenetlendik birbirimize adeta. Kaç aydır beklediğimiz an gelmişti. Finishten elele geçecektik!

Son söz
Yolları Ankara’da koşu sayesinde kesişen 3 genç kadın…1 yıl öncesine kadar çok farklı telaşlar, uğraşlar içinde olan 3 kadın. Şimdi ayrı şehirlerde yaşayan ama son 5 aydır her gün mesajlaşan, birbirlerinin en gerçek, en doğal hallerine tanıklık etmiş olan 3 arkadaş.

Bitirmiştik… başarmıştık. Aldığım madalyalar arasında “en değerliler” grubuna girdi Gloria Ironman70.3. Madalyadan öte, 90K’dan öte, ne güzel şeyler kattın hayatıma Ironman.

Hayal etmekten korkmayan, beni yeni hayaller kurmaya teşvik eden ve onları gerçekleştirmek için destek veren bu güzel koşu kadınlarına (ve antrenörüm, dostum, kocam Gökhan’a) çok teşekkür ederim.

Yeni hayallerin peşinde beraber koşmak dileğiyle :=)
Sevgi

Reklamlar