The disciplined in life are free
Hayatta disiplinli olanlar özgürdür

Böyle yazmıştı Eliud Kipchoge. 2018 Berlin Maratonu’nda 2:01:39’luk muazzam maraton derecesini koşup dünya rekoru kırmadan 2 gün önce sosyal medyada paylaştığı videonun altına.

Ve 15 Eylül 2018… Kipchoge, dünya rekorunu kırarak geçti bitiş çizgisinden… Biz de onun gurur gözyaşlarına şahit olmuştuk.

2018 Amsterdam Maratonu’nda, bitiş çizgisinden tanımadığım insanlarla aynı anda geçtiğimde, tam 1 yıl olmuştu kendi gurur gözyaşlarımı dökmeyeli. 2017 Ekim ortasında, Sevgi ve Azime ile Türkiye IM 70.3 yarışını takım olarak “bitirebildiğimizde” gözlerim dolmuştu en son. O gün ne maraton koşmuştum, ne de en iyi yarışımı. Hatta o gün koşmamıştım bile! Yarışa hazırlık sürecinde yaşadığım acı, umutsuzluk, tedirginlik ve heyecan, o gün el ele bitiş çizgisini geçtiğimizde, gözyaşlarına dönüşmüştü.

Ve ben geçtiğimiz Pazar günü, Amsterdam’da yeniden o heyecanı yaşadım. Boynuma bitiş madalyasını geçirdiklerinde, saatim bana maratonu 3:47.24 sürede bitirdiğimi gösteriyordu. Tam 5.5 ay süren hazırlık süresinin sonunda, ilk maratonumdan 7 ay sonra, 18 dakika daha iyi bir sürede koşmuştum maratonu.

Şöyle yazdım yarış bittikten sonra antrenmanlarımı kayıt altına aldığım Excel dosyasına:

“Bence güzel bir yarış oldu. Patlamadım, çakılmadım. Başlangıç biraz kalabalıktı, özellikle ilk 5K’da insanları geçmekte baya zorlandım. Bazı yerlerde özellikle, sıkışıklık oldu, topluca yavaşladık. 21K’dan sonrası fena değildi. İlk 21’i zaten 1:53 mü (sürede) ne geçtim. Fakat genel olarak 5:15’e (dk/km hıza) bağlayıp uzun uzun koşamadım yani, hep bir yavaşlama oldu – ya su molası, ya sıkışıklık. Her istasyonda su içmek için durdum, su içip devam ettim (sular bardaktandı). Jel almaya 5K’da başladım. 10K’da bir tane daha aldım, sonra midem pek iyi olmadı. Sonra 18K’da ve 32K’da aldım 1er tane. 32K’da kafeinli jel aldım. Son 2K’da biraz zorlandım. Ama sonuçta güçsüz değildim. Yarış boyunca su içmek için durmak dışında hiç yürümedim/durmadım – bu iyiydi. Keşke başlangıçta biraz daha önlerden başlasaymışım, belki 1-2 dakika daha iyi gelirdi. Fakat genel olarak, en baştaki hedefim olan 3:50’yi geçtim, 3:47.24 de gayet iyi bence. Teşekkürler Ali! İyi ki varsın!”

İşte bu kadardı! Hedefimi koştum, bitti. Mutlu oldum, gözlerim doldu. Gözyaşlarımı sildim, üstümü değiştirdim, esnedim, yemek yedim ve eve döndüm.


Paris Maratonu’na hazırlanırken bir anda gelen bir telefonla, apar topar Hollanda’dan Türkiye’ye, yine eve dönmek zorunda kalmıştım. Gözlerimin önünden hiç gitmeyen, beynimin en derin yerinde öylece kalan, yaklaşık 2 ay süren çaresizlik günlerinin sonunda yine bir gece geldi acı haber… Hayatta ne olursa olsun, hep “benim tarafımı tutan”, beni destekleyen, canım sıkılsa benden daha çok üzülen, benimle gurur duyan, bana can vermese de vermiş gibi 36 yıl boyunca hep yanımda olan canım annem uçup gitmişti. Günlerce ağladım sessiz sessiz… Hüzün gözyaşlarıydı bu kez akan…

Ama annem – yoktu artık. Ve yine eve döndüm… O günden 2 hafta sonra başladım ikinci maratonuma hazırlanmaya.


Annemin vefatından sonra (ve aslında her zaman olduğu gibi) kaçış zamanlarıydı benim için koştuğum saatler. Bu kez hedef bir maraton belirlemiştim ve hedefe 16 hafta vardı. 16 haftanın ortalarında hedef değiştirip maratonu Amsterdam’da koşmaya karar verdim. Başlarda hedef, Enschede’de o zamana kadarki yılın en sıcak gününde koştuğum  4:05.39’luk maraton derecesini geliştirmekti.

Amsterdam Maratonu’na teknik olarak 22 haftada hazırlandım.

Bu 22 haftanın her haftasını, benim için “elit” bir koşucu olan Ali ile yazışarak, onun antrenman programını takip ederek hazırlandım. Ali, her zaman çok güvendiğim bir maraton koşucusu oldu. O, “şu sürede koşabilirsin” derse, gerçekten koşabilirsiniz, çünkü kendi yarattığı hazırlık programı tamamen bilimsel dayanaklara, yılların getirdiği birikime dayanıyor. Ali bir antrenör değil, bir makine mühendisi =) Ama tam bir mühendis! İnce ince işliyor koşu programlarını. Ben de ona güvenerek, onun oluşturduğu antrenman programıyla başladım ikinci maratonuma hazırlanmaya – her yarışa olduğu gibi!

Bu 22 haftanın, ilk 5 haftası temel oluşturma, son 3 haftası taper (yarış öncesi dinlenme), 2×3 haftası dayanıklılık, 3 haftası ise zirve haftası, yani en sert antrenmanların olduğu hafta oldu. Bu bahsettiğim toplam hafta sürelerinin arasında ise 1’er hafta hep mesafelerin azaldığı, aktif dinlenme haftaları vardı.

Klasik bir haftam ise, Salı günleri nispeten kısa mesafe (10-12km) düşük tempo, Perşembe günleri interval, Cumartesi günleri yine nispeten kısa mesafe düşük tempo, Pazar günleri ise en az 21 Km koştuğum – ki bu en fazla 35km oldu – ve yarış temposuna vücudumu adapte olmaya çalıştığım koşular yaptım. Salı ve Perşembe günleri iş sonrası – akşam yemeği öncesi, haftasonu ise sabah erken saatlerde yaptım koşularımı.

Gün geçtikçe mesafelerim uzadı. Mesafeler uzadıkça güçlendim, güçlendikçe motivasyonum arttı. Motivasyonum arttıkça nabzım düştü, hızlandım.

Fakat doğruyu söylemek gerekirse 22 hafta, gerçekten uzunca bir süre. Haftada en az 5 saat koştuğum, bazen tek seferde 3 saat koştuğum bu süreçte, sakatlanmamak için haftada 1 gün, genelde Çarşamba sabahları, 1 saatlik güç antrenmanı yaptım. Bunun için de bir kişisel antrenör ile çalıştım. Çalıştığım antrenör, hangi yarışa hazırlandığımı, yarışın gününü ve hazırlık haftalarımın temel mantığını biliyordu. O da tüm haftaların antrenmanları bu yarışa göre ayarladı. Ve açıkçası bence bu çapraz antrenmanlar gerçekten sakatlanmamı önlemede çok faydalı oldu!

Hazırlık sürecinde, klasik spor beslenmesi mantığını izleyerek beslendim. Koşudan önce karbonhidrat, koşudan sonra mutlaka protein! Başlarda kilo vermek istiyordum ama yeme içmeme aşırı dikkat edemedim, çünkü yemek yemeyi çok seviyorum =) Fakat tabi abartılı da beslenmedim. Kötü kötü şeyler yemedim yani… Abarttığım yemekler yine çoğunlukla sağlıklı şeyler oldu. Hollanda’da olsak da Türk çayı her Pazar kahvaltılarında içilir!

Yarışa hazırlanırken, uzun koşular her zaman çok önemliydi. Bazen 21, bazen 26, bazen 32 ve birkaç kez de 35 Km koştum. Bu koşular benim için yarış simülasyonu oldu. Bu koşularda mutlaka yanımda su taşıdım. Yarışta tüketmeyi düşündüğüm enerji jellerini denedim. Denediğim jellerden bazılarını kesinlikle kullanmamaya karar verdim. – Fakat yarışta yine de nasıl olduysa bir şekilde bu jeller biri midemi rahatsız etti. Aslında toplamda 7 jel tüketerek yarış bitirmeyi düşünüyorken 4 jel tüketerek bitirdim- Aşağıdaki fotoğrafta görünen “clif” enerji barını da yarıştan önce yedim; tıpkı yarış simülasyonlarında denediğim gibi.

Yine bu koşularda yarışta giymeyi düşündüğüm malzemeleri denedim. Kesinlikle kısa tayt giymeye karar verdim mesela, çünkü şort uzun koşularda, bacaklarımın birbirine sürtünmesine sebep oluyordu. Hava nasıl olursa olsun kısa kollu tshirt giyecektim. Yine bu koşularda karar verdim simsiyah giyinmeye… Bir tek ayakkabılarım renkliydi, ki onları da çok önce almıştım. Saçımı nasıl toplamam gerektiğine, hangi iç çamaşırlarını giyeceğime bile bu uzun koşularda karar verdim.

22 haftanın büyük bir kısmı yaz aylarına denk geldi. Gün geldi Türkiye’nin sıcağında koştum. O zamanlarda bile asla “çok sıcaktı”, “yandım bittim” demedim. Tabi ki yandım, çok terledim ama her zaman su ve mineral tüketimine dikkat ettim. Tüm koşulara beni güçlendireceği düşüncesiyle baktım. Çıktım ve koştum!

Bu süreçte 2 koşu yarışına katıldım. Bu yarışlarda, hedef maraton temposunda yarışları koşabilmekti. Yani yine bir çeşit yarış simülasyonu…

Bu sürecin bir de psikolojik boyutu var tabi. “Yapabilecek miyim, kesin yapamam” ya da “bu tempoda bu mesafeyi koşamam” diye uyandığım Pazar sabahlarım, yüzümde zafer gülümsemeleriyle sona eriyordu. Asla, “bu Pazar da mı erken kalkacağım” diye düşünmedim. Cumartesi akşamları arkadaşlarımla daha az vakit geçirdim, erken yattım, sabahın köründe uyandım. Koşumu bitirip, arkadaşlarımla koşu sonrası vakit geçirdim. İtiraf etmem gerekirse bazı Pazarlarım koşu sonrası evde yatarak, kaybettiğim suyu takviye etmeye çalışarak, bazen de uyuyarak geçti. Yine de geçtiğimiz Pazar, bitiş çizgisinden geçtiğimde hissettiğim gurur ve mutluluk yaşadığım her şeye değer!

Sevgili dostlar,
Hatırlatmak isterim ki ben bir maraton koşucusu / elit bir koşucu değilim.
Ben bir “amatör koşucuyum”.
Hollanda’da Twente Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı akademisyen olarak çalışıyorum. Ve bundan sonra da hayatımın geri kalanında bu ülkede yaşayacağım. (Evet – üniversitem bana bu ayın başında kalıcı kadro verdi! )
Gerçekten sevdiğim, kendimi bulduğum için koşuyorum.
İnsanların benim için düşündüklerini (neden bu kadar çok koşuyorsun, o kadar koşuyorsun hala aşırı fit değilsin gibi) hiç umursamadım.
Kendimi, günlerimi, gecelerimi, haftalarımı, tatillerimi, seyahat günlerimi hep koşacağım günlere ve mesafelere göre ayarladım.
Sevdiğim işi yaptığım gibi sevdiğim sporu da hayatımın olumsuzluklarına karşı hayatımın dengeleyicisi konumuna getirdim.
Bir dünya rekoru kırmadım ama, Eliud Kipchoge’nin sözünün fark etmeden de olsa hayatımın içine işlettim…

Geçenlerde Türkiye’nin en önemli ultra maraton koşucularından Aykut Çelikbaş bir yazısında;

“kendisi koşmayanlar, koşanlara  – o kadar mesafeyi nasıl koşabiliyorsun? – diye sorarlar. Çünkü o mesafeyi yarış günü koştuğumuzu zannederler”

yazmıştı. O kadar doğru ki! Yarışlar tek bir günde, belli bir saat diliminde, belli bir performansı gösterdiğimiz zamanlar oluyor. Belki aynı mesafeyi bir gün sonra koşsanız daha hızlı koşacaksınız. Çünkü bizler elit sporcular kadar bilimsel hazırlanamıyoruz bu yarışlara. (Ki zaten istiyor muyuz? İstiyorsak amatör ruhumuzu kaybetmez miyiz o zaman?) O anlık performansın asıl kaynağı, o güne kadar koştuğunuz süreler, mesafeler, verdiğiniz emek ve yaptığınız fedakarlıklardır.

Ve hep inandığım gibi, yarış koşmaktan değil, hazırlık sürecinden keyif almaktır aslolan!


Son olarak, tabi ki klasik teşekkür: ALİ! Anıl’ımın Ali’si, Boston’un fatihi, Strava’nın kralı! Ankara’dan sonra Hollanda’nın da yarış derecelerinin mimarı. Koşuyla ilgili tüm sorularımızın bilimsel yanıtı. Her şey için kocaman teşekkür!

Yarışa hazırlık sürecinde uzaklardan bana destek olan tüm canım arkadaşlarım, dostlarım… Yüzlerce, binlerce teşekkür!

Bir sonraki gurur gözyaşlarımı yine sizlerle paylaşmak umuduyla!

Armağan
28 Ekim 2018 – Enschede, Hollanda

Reklamlar