Eğlence olsun diye başlayan ama sonu gayet ciddi bir koşunun hazırlık aşaması hakkında

2013 İstanbul Maratonu, bir şakanın gerçeğe dönüştüğü bir maraton oldu benim için. Biz bile inanmazken, “en kötü köprüden geçeriz” dediğimiz ama saat sınırlamasından önce bitirdiğimiz bir maraton. Hayatımdaki her şey bir kenara, yapmış olmaktan gurur duyduğum en önemli olay. Bence, istersek her şeyi başarabileceğimizin bir kanıtı.

2013 Ağustos ayıydı. Koşuya Gezi olaylarından sonra ara vermiştim ve koşmayalı aylar oluyordu. Tatil dönüşü koşmayı bana sevdiren, haklarını ne yapsam ödeyemeyeceğim arkadaşlarımın çağrılarıyla koşu alanlarına döndüm. Koşu bizim için spor yapmaktan çok bir birimi görmemiz, sohbet etmemiz, kötü enerjimizi iyi hale getirmemiz için bir vesileydi aslında. Dolayısıyla haftada bir belki iki kez 10 Km civarında koşular yapan bir gruptuk biz. 12 Km koşanı alkışlardık. “Vay be neler yapıyorsun sen” derdik. Bunu küçümsemek için söylemiyorum, sadece nelerin başarılabileceğinin görülmesini istiyorum.

417374_274633899271207_765221631_n

Hikâyemize tekrar dönecek olursak, maraton hikayesi bir akşam ODTÜ’de koşarken maraton konusunun açılmasıyla başladı. “Avrasya’da 15K mı yapsak? Değişiklik olur?” diye düşünürken, ortaya “15K yerine maratona (42K) yazılalım, olmadı 21K koşar, kalanı yürürüz” diye bir iddia atıldı. Bunun tek nedeni de organizasyonda 21K olmamasıydı. Bir anda bakınca aslında korkulacak bir iddia. “Yapamazsınız, yok ne gerek var, 8 saat ne abi?” cümleleri, “yaparsın yapamazsın” diye giden gelen düşünceler arasında, biraz da battı balık yan gider mantığıyla, arkadaşlarım Emrah, Kemal, Amy, Turgay ile ve koşuya farklı yöntemlerle hazırlanan arkadaşımız Okan ile 42K’ya kaydımızı yaptırdık. 15 Km’ye de Ece, Yağmur ve Ahmet kayıtlarını yaptırdılar. Ve olayların en eğlenceli, maraton koşmayı gölgede bırakacak hazırlık kısmı başladı.

2014-05-24 10.30.11

Hafta içleri genelde 2-3 gün 10K civarı genellikle ODTÜ’de, bazen Yalıncak, bazen kampüs içinde, bazen Çamlık parkurunda, bazen de Hacettepe ormanlarında koştuk. Hafta sonu da ilk zamanlar 20K civarı son zamanlarda ise 25K’nın üstünde koşular düzenleyerek haftada yaklaşık 50K koşmaya çalışarak hazırlandık. Emrah’ın doktora çalışmaları, kalabalık bir grup olmamızdan kaynaklı süre uyumunun sağlanmaması gibi sorunlarla karşılaştık. Havanın sıcak olması nedeniyle ya çok erken ya da güneş biraz batmaya yakın koşmaya çalışıyorduk.

İlk zamanlar zor oldu tabii vücudun bu kadar koşuya uyum sağlaması durumu söz konusuydu. Ama vücudun buna kısa zamanda uyum sağladığını gördük. Uzun koşular sonrası diz, bacak ağrısından uyuyamadığım günler oldu, hatta bazen yürüyemediğim günler. Ailemin bu kadar zorlandığımı gördükçe sık sık “bırak artık kızım, koşma” dediği oldu. Ama sonra onlar da kabul ettiler. “Bırak” demek bir yana, daha çok asıldığımı gördüler. Böyle olunca da daha çok destek oldular. Bir süre sonra annemin “benim kızım koşuyor” diye anlattığını bile duyar oldum.

2014-05-24 10.18.07

Bunların yanı sıra takip ettiğim bloglarda maraton çalışmasında yapılması gerekenler başlığı altındakilerin çoğunu yapmıyor olmak biraz umut kırıcıydı. Hiç 30K bile koşmamış olmak, sıcaklarla baş etmek, ağrılar, sınav dönemlerinin yaklaşması gibi birçok faktör tarihin yaklaşmasıyla üstüme gelmeye başladı ve başaramayacağımı düşünüp korkmama neden oldu. İstanbul Maratonu’na kaydolurken yürürüz en kötü düşüncesi başarabileceğimize inanmamızla beraber uçtu gitti. Amacımız bitirmekten çok, saat limiti olan 5 buçuk saatin altında bitirmeye kadar gelişmişti.

Ne olursa olsun bu hazırlık sürecinde aileye dönüşmüş olmak, sabahın erken saatlerinde güneş yakıcı hale gelmeden koşmaya çalışma çabaları, planlar yapmak, Eymir’de koş koş bitmeyen yollara rağmen nefes almaya bile hali kalmamış insanların birbirine iyi dileklerini sunma çabaları, günaydınların havalarda uçuşması, oradan alınan enerjiyle tekrar koşuya asılmak, enerjim bitti derken “hadi koş” diyen bir dost eli uzanması ve yenilenmek koşuya yeniden başlamak, zor zamanlarda birbirimize destek olmak, Armağan ve Hakan da dâhil olmak üzere birçok yeni koşucuyla tanışmak ve ailenin kalabalıklaşması, sabahın çok erken saatleri bir amaç uğruna yollara düşmek, fedakarlıklarda bulunmak, bir şeyi başarmayı çok istemek… Bunları sanırım hiçbir şeye değişmem.

Böyle güzel duygularla maraton haftası geldi Ağustos-Kasım arası zamanımızın en verdiğince çalıştık. Arada bir ferdimizi Emrah D. askere gönderdik. Kemal’in ciddi sakatlığı, benim diz ağrılarımla İstanbul’a yolculuğumuz başladı. Cumartesi günü İstanbul’a geldik ama stratejik hatalardan dolayı akşama anca yarış kitimizi alabildik. Yorgunluktan ölmek üzereydim sanırım. Eve vardığımda akşam 9:00 gibi vardım. Hemen dinlenme faslına geçtim. Sabah 6 gibi kalkıp yollara düştüm. Zar zor başlangıç noktasına geldik. Ve o yorgunluk, olumsuz düşünceler, korku hepsi bir anda arkadaşlarımızın güler yüzünü görünce geçti gitti.

2014-05-24 09.57.09

Yarış başladı ve zaman akmaya başladı. 5-10-15 derken bir de baktım 42 KM’yi bitirmişim. Hem de 5:13:59 gibi, hayatında hiç 30K koşmamış bir kadın için mükemmel bir dereceyle. Özellikle de 5 buçuk saatin altında yarışı bitirip madalyayı boynuma asınca benden mutlusu yoktu!

2014-05-24 10.18.04

İnsanın kısa sürede ne kadar yol kat edebileceğini az da olsa anlatabilmişimdir umarım. Koşmanın yanı sıra size destek olabilecek arkadaşlarınızın olmasının önemini vurgulamış olmak istedim.

Not: Bu maratonda koşmayı Ahmet ve Emrah olmasa aklıma bile getiremezdim. Beni de aralarına alıp koşuyla tanıştırdıkları, her zaman destek oldukları için onlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki varsınız…