2014 Yılı – 29K Koşusu

Ön bilgi: Bu yazıyı kurgularken, hala heyecanımızın geçmediğini fark ettik. Başlarken, bu muhteşem organizasyonu ilk kez ve neredeyse kusursuz düzenleyen, Unlimited Academy’e teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

Yarış Öncesi
Frig Vadileri Ultramaratonu’nda 29Km yarışı, aylar önce, “hangi yarışları koşsak” diye düşünürken görüp, “o zamana daha çok var, koşarız ya” diyerek kayıt olmayı düşündüğümüz bir maceraydı bizim için. Erken kayıtları kaçırmadan da kayıt olup, “tabi ya koşarız, 21Km koşan 29Km de koşar” diyerek birbirini gaza getiren 3 koşu kadınıydık: Betül, Sevgi, Armağan. Kalacak yer, otobüs derken, son dakika aksiliği ile canımız Betül, koşuya bizimle gelemedi. Ancak geri kalan koşu kadınları olarak biz, hedefe odaklanmış ve yarışı “bitirmeyi” hedeflemiştik.

Bu yarış için, haftada 4 gün antrenman yapmaya çalışıyorduk: Bir gün tempo, bir gün interval, bir gün jog ve bir gün de uzun koşu. Uzun dediysek, 29Km değil tabiki. Yarıştan önce en uzun koşumuz 18km oldu. Hafta sonları, ODTÜ ormanlarında, arazi yokuşlarında kendimizi geliştirmeyi hedefliyorduk. Bizi en çok korkutan ise, yarışmanın web sayfasında gösterilen tırmanış haritasıydı. O kadar dik yokuşlar gözüküyordu ki, “yokuş çıkmalıyız” diye yarıştan önceki hafta sonu, Eymir Gölü çevresini turladıktan sonra, bulduğumuz ilk dik yokuşu koşmaya çalıştık. Tabiki koşamadık; 800 metrelik mesafede 146 metre tırmanınca, o iş artık koşudan çok, yürüyüş haline gelmişti. “Ne yapalım artık bazı yerleri yürürüz” diyerek kendimizi avutuyorduk.

2014-09-21 11.05.09-1

Alttan alta da “ya acaba bitirebilir miyiz” diye de sürekli birbirimize soruyorduk. Birimiz olmasa da diğerimiz, “tabi canım, en kötü bitiririz” diyorduk. Hedef: Sakatlanmadan, kaybolmadan, 29Kmlik yolu, belirtilen 5 saat içinde bitirmekti.

Otobüs biletlerimizi cuma akşamı, mesai bitimine almıştık. Sevgi’nin o pazar başka planları olduğu için, Armağan da eve gidip dinlenmeyi hayal ettiği için, cumartesi için biletlerimizi akşam 5’e almıştık. Cuma akşamı, 19:30’da başlayan, otobüste yine “bitiririz, bitiremeyiz” muhabbetleri arasında, Ankara’dan başlayan Afyon yolculuğumuz, 23:00’da NG Otel’de son buldu.

Otele vardığımızda, ilk iş olarak, yarış kitlerini aldık. Kayıt masası, kapıdan girer girmez bizi karşıladı. Gece geç saate rağmen, güler yüzüyle bizi motive eden organizasyon ekibi, bizin görünce “aa siz hoca mısınız” cümlesiyle karşıladı. Eh, biraz küçük gösterdiğimiz doğrudur, belki de sporun faydaları demek en doğrusu! Kayıt masasında son dakika tüyoları aldık: Parkur o kadar dik değil, koşacağız diye etrafınıza bakmayı unutmayın harika manzaralar var, parkur tam da 29Km değil, yollarda çokça çeşme mevcut.

Kitleri ve gereken bilgiyi aldıktan sonra, doğruca odaya geçtik. Ama o kadar heyecanlıydık ki, “onu mu giysem bunu mu” diye etrafta dolaşıp, uyku saatimizi gece 1 ettik. Heyecan işte, halbuki sabah 6:00’da uyanılacak!

Yarış Sabahı
Tam da belirttiğimiz gibi, yarış sabah 6:00’da uyanıp, önce hava durumunu kontrol ettik. O da ne! Korkunç bulutlar, hava soğuk ve yağmurlu. Neyse ki, önceden 3 mevsimlik koşu kıyafeti getirmiştik de seçim yapma şansımız vardı. Hızlıca, kahvaltıya indik. Bol karbonhidratlı, bol enerjili, bol sulu bir kahvaltı ettik. Bu arada, otelin kahvaltısı da gerçekten muhteşemdi. Koşmayacak olsak, tüm gün kahvaltı yapabilirdik!

Kahvaltıda bizim için tanıdık pek yüz yoktu, tek tanıdığımız Ultramaratoncu Alper Dalkılıç’tı. Bu arada da, insanlar ne giymiş, biz ne giysek diye hala düşünüyorduk. Hiç böyle bir havada antrenman yapmamıştık. Herkes acayip profesyonel gözüküyorken, biz iki çaylak “hehe biz de mi tayt giysek” diye hala düşünüyorduk.

Sonuçta kahvaltıyı bitirip de lobiye çıktığımızda, Servet’i gördük. Servet ayaküstü bize nefis bir gaz verdi: “Çok iyi antrenman yapıyorsunuz, tabiki bitirirsiniz” dedi. O gazla yukarı çıkıp, şortumuzu geçirdik. Üstümüze de ek kıyafetler, yedekler alıp, aşağıdaki kalabalıkla beraber Gazlı Göl’e gitmek üzere yola çıktık.

Yarış Öncesi
Yarış alanına vardığımızda, soğuk kendini hissettirmiş, yağmur da şiddetlenmişti. “Nasıl koşacağız ya” diye dertlenirken, bize akıl hocalığı yapan muhteşem ultra maratoncularla tanıştık. Biz orada, son ana kadar hala ne giyeceğini bilemeyen 2 çaylak koşu kadınıydık. En sonunda, şort tamamdı; yağmurlukları, müzik çalarları, ceviz-badem-hurmaları ve bir de peçete-ıslak mendilleri alıp “tamam” dedik.

2014-09-27 08.58.27-1

Başlangıç noktasına giderken de, diğer efsane ultramaratoncular, Bakiye Duran ve Mahmut Yavuz da oradaydı. Hatta Mahmut ile ayaküstü birkaç saniye de sohbet ettik.

Yarışın başlamasına 10 dakika kala da başlangıç çizgisindeki yerimizi aldık. İlk kez düzenlenen bir ultramaraton için sayıca gayet fazlaydık. Geri sayım başladı ve bitti; biz de yola koyulduk.

Yarış Sırası
Bu deneyimin elbetteki en iyi yanı, yarış sırasıydı. Dile kolay tam 29Km koşacaktık. Yarış başladı ve biz belirli bir tempoda koşmaya başladık. Bir süre sohbet eder, sonra müzik dinleriz diye düşünüyorduk.

2014-09-27 09.16.16-1

Yavaş yavaş giderken, bizimle aynı tempoda koştuğunu fark ettiğimiz bir grup ultramaratoncuyla (İlker, Cem ve Emin) bir süre yan yana gittik. Sonra da koşu sırası sohbeti başladı. Bu arada da “Sevgi 3 km oldu” “Sevgi 4km” oldu ve benzer cümleler havada uçuyordu.

Ancak ne ironiktir ki, biz 29’dan geri sayarken, 100km koşacak olan ultramaratoncular için daha 96Km vardı! Tam bir saygı!

2014-09-27 10.22.38-1

Gerçekten muhteşem manzaralardan geçtik. Sürekli ağzımızdan “off burası müthişmiş”, “oo süpermiş burası” gibi cümleler akıp gidiyordu. Bir noktaya geldiğimizde biraz zorlandık. Kocaman bir kayalığın üzerinde sadece 5 tane ayak izine benzer girintilere basmamız gerekiyordu. İşte o noktada, sevgili koşu arkadaşlarımız olmasa, her halde o noktadan geçemezdik.

2014-09-27 10.28.28

En büyük korkularımızdan biri de kaybolmaktı ki kaybolabilirdik. Çünkü kaçıncı km’de bilmiyoruz ama kaybolmuş bir grup gördük. Neyseki bize söylendiği gibi, işaretleri takip ediyorduk, ama zaten birlikte koştuğumuz arkadaşlar bize yol gösteriyordu. 14.km’de bizi enerjik bir ekip karşıladı. Su ve sodaları içip ve tabiki fotoğraf çektirip, yolumuza devam ettik.

10696297_931487123531649_3559099918996231900_n

O sırada koşu arkadaşlarımızdan sadece Cem bizimle kalmıştı. 15.km’de ufak bir diz sorunu yaşanmaya başladı: daha önceki diz sakatlığına benzer bir acı ile karşı karşıya kaldım (Armağan). O noktada, Cem sağolsun, hemen jel-krem takviyesi yaptı. Bir miktar geçti ama o noktadan sonra parmak ucunda koşmaya başladım.

Biz yolumuza devam ederken, kmler de akıp gidiyordu. Arada, enerji düşüklüğü çektiğimizde hemen hurma-badem-ceviz üçlüsünü yiyorduk. Emin, müthiş bir destek örneği göstererek, 14.km’de bize matarasını verdi. Aslında biz de matara götürmüştük yanımızda, ama yollarda çeşmeler var dedikleri için taşımayalım diyerek otelde bırakmıştık. Yağmur bir başlıyor bir kesiliyordu. Kocaman bir balçık tarlasından yürüyerek geçtik. Sürekli karşımıza çamurlu yollar çıkıyor, o yollarda düşmemek için yürüyerek yolumuza devam ediyorduk. Yürüdük ama hiç durmadık. Bir süre sonra Cem de bir miktar arkamızda kaldı. Bir noktadan sonra da yeni ultracılar bize yetişti ve yine bir miktar sohbet ederek yolumuza devam ettik.

Aslında 21.km’ye kadar gayet iyi gittik. Ancak, 21’den sonra sonrası biraz daha zordu diyebiliriz. Belki bir miktar yorulduk ya da bir noktadan sonra sürekli çıkış vardı ondan. Son yukarı yokuşlar artık, bir miktar yürüyüş şeklindeydi. Bu noktada da, bu deneyimli iki müthiş koşucu da bizi “çok iyisiniz kızlar” diyerek motive ediyordu. Yokuşlardan birinde, onlar da çoktan önümüze geçmişti.

GPSimiz, artık son kmlere ulaştığımızı ve köye yaklaştığımızı gösteriyordu. Galiba 26.km’ydi: Bir grup heyecanlı kız çocuğu “yayaya, şaşaşa, siporcular çok yaşa” diye tezahürat ediyordu. O noktada işte, “hadi çocuklar siz de gelin” diye onları gaza getirdik.

-Çok var mı köye?
-Yok, abla az kaldı
-Biz 3 saattir koşuyoruz.
-Nerden geliyorsunuz abla?
-Gazlı Göl’den!
-Ooo amma koşmuşsunuz abla!

Diyaloğu ile başlayan koşu yolculuğumuz, bizimle beraber koşan bu minik kızlarla son buldu. Bitişe vardığımızda, “aa geldik mi” dedik; ve finalde koşuyu, iki koşu kadını olarak aynı anda 3:25:59 saatte bitirmiştik.

2014-09-27 13.41.40

Ve evet BİTİRDİK! Kaybolmadan, ama hafif sakatlıkla!

Yarış Sonrası
Yarış bitince hala biraz enerjimiz vardı. Hani az daha koş deseniz belki 10 metre (daha fazlası değil!) daha gidebilirdik. Bu bizim için müthiş bir şeydi! O noktada, bitiş noktasında, kaçıncı olduğumuzu sorduk, “5.siniz” dediler. “Eh” dedik, “fena değil”. Ama ne acayip bir şey, 29Km koştuk; aslında tam 29 değil de 27.5 gibi bir mesafe gösteriyordu GPS’imiz. Yine de bize koşun dendi, biz de koştuk.

Madalyamızı aldık, sularımızı içtik. O noktada arkadan gelen Emin’e matarasını teslim ettik. Üstümüzü değiştirdik ve otele dönmek üzere otobüslere bindik. Aklımızda Ankara dönüşü bir Kafes Fırın yapıp, o kocaman muhteşem tatlılardan yemek vardı! Bu organizasyon da bizim için, başarıyla bitmiş oldu.

Otelden ayrılırken, kayıt masası hala oradaydı. Hoşçakalın demek için uğradığımızda ise, aslında 3.olduğumuzu duyduk. Bu bizim için ayrı bir heyecandı! Ama çaylaklar olarak biz, sadece bitirmeyi hedeflediğimiz için, ödül törenine kalamıyorduk.

Yarışın Ardından
Bu muhteşem deneyimin ardından, aklımda kalan bir cümle, sanırım ömrüm boyunda hiç aklımdan çıkmayacak (Armağan).

Yarışın son km’lerinde birlikte koştuğum bir kız çocuğu bana şu soruyu sordu: “Abla senin saçın normalde açık mı kapalı mı?”. Bu cümle ile, o canım çocuğun, ne demek istediğini uzun süre anlayamadım ve 3 kez sordum. “Nasıl yani?” “Ne demek istiyorsun?”. O sırada saçımda toka var ama kıvırcık mı diye mi soruyor acaba? Meğer bana, benim günlük hayatta “saçımı bir başörtüsü ile örtüp örtmediğimi” soruyormuş. O anda yaşadığım şaşkınlığı tarif edemem. Ama asıl, bu cümleyi, bu cümleyi söyleten sistemi, başını örten o kız çocuğunu ve o köyü yıllar boyunca aklımdan çıkaramayacağımdan eminim.

2014-09-27 12.30.56

Teşekkür
Bu yarış bizim için aslında bir yarış değil, nerede olduğumuzu, limitimizin ne olduğunu görme koşusuydu. Yapabilir miyiz diye düşünürken, bitirip üstüne bir de 3.olmuştuk. Yarış öncesinde, sırasında ve sonrasında bize destek olan tüm koşuculara, organizasyon ekibine, Betül’e, Hakan’a, bizimle birlikte antrenman yapan Ankara’daki tüm arkadaşlarımıza ve bizi destekleyen ailelerimize sonsuz teşekkür ederiz. Yeni hedefimiz de belli: İznik Ultra Maratonu’na maraton koşmak!

Sağlıkla!